“Bu Vatan Kimin” şiiriyle edebiyat dünyasında önemli bir yere sahip olan şair Orhan Şaik Gökyay, vefatının 15. yılında anıldı. Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'ndeki törende konuşan Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Kara, Türkoloji'nin efsane ismi, özellikle “Bu Vatan Kimin” şiiri ve Dede Korkut masallarını yalınlaştırmasıyla belleklerde yer eden şair, edebiyat ve düşünce adamı Gökyay'ın, Türk edebiyatında önemli bir yeri olduğunu söyledi. Kara, cumhuriyet döneminin Türk şiir yaşamı ve edebiyat dünyasının önemli ismi Gökyay'ın öğrencisi olmaktan mutluluk duyduğunu belirterek, Gökyay'ın ömrünü bilime, irfana ve kitaba adadığını bildirdi.
“Bu Vatan Kimin” şiirini ilk kez ilkokul sıralarında öğrendiğini, öğrenciliğinin ilerleyen yıllarında şairi bizzat tanıma fırsatı bulduğunu ifade eden Kara, bilgi, deneyim ve nefis bir sunum üslubuna sahip Gökyay'ı, Türkoloji kongrelerinde kalabalık bir dinleyici grubunun izlediğini anlattı. Kara, Gökyay ile 1981'de tanıştığını belirterek, şöyle devam etti:
“80 yaşındaki hocanın ilk dikkatimi çeken özelliği, heyecanı, ilim aşkı, takip fikri ve çalışma azmi oldu. Evde çalışır, Süleymaniye Kütüphanesi'nde ders verir, gözünü dolduran talebelerle evde metinleri mukabele eder, yeni kitapları takip edip seminerden seminere koşardı. Zaten kendisini hiç yaşlı kabul etmedi. 'Nasılsınız?' sorusuna karşı da herhangi bir tereddüte mahal bırakmayacak nitelikte ve yüksek sesle her zaman 'iyiyim' cevabını verdi.”
Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde, ayrıca Gökyay'ın eserlerinden oluşan sergi de açıldı.
Orhan Şaik Gökyay Kimdir ?
16 Temmuz 1902`de Kastamonu İnebolu’da doğdu. 1994`te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Ortaöğrenimini Aydın ve Kastamonu`da tamamladı. 1922`de Ankara Muallim Mektebi`ni bitirdi. Bir süre ilkokul öğretmenliği yaptı. Ardından 1927`de Kastamonu Lisesi`nden, 1930`da İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü`nden diploma aldı. Çeşitli liselerde edebiyat öğretmenliği yaptı. 1939`da Ankara Musiki Muallim Mektebi`ne müdür olarak atandı. 1947-1951 arasında Galatasaray Lisesi`nde öğretmenlik, 1951-1954 arasında İngiltere`de öğrenci müfettişliği ve kültür ateşeliği yaptı. 1960-1962`de Londra Üniversitesi`nde Türk dili okutmanı olarak çalıştı. 1969`da İstanbul Eğitim Enstitüsü`ndeki edebiyat öğretmenliği görevinden emekliye ayrıldı. 1984`ten sonra Marmara ve Mimar Sinan üniversitelerinde divan edebiyatı dersleri verdi. Aruzla yazdığı ilk şiirleri Kastamonu’da yayınlanan "Açıksöz" dergisi ile Balıkesir’de kendisinin yayınladığı "Çağlayan" dergisinde çıktı. Ardından hece veznine döndü. Önceleri âşık tarzına uygun, çoğunlukla ulusal konuları işleyen lirik şiirler yazdı. 1940`lardan sonra edebiyat tarihi, folklor ve halk edebiyatı araştırmalarına yöneldi. Eski metinleri inceledi, eklediği notlarla birlikte sadeleştirilmiş basımlarını hazırladı. Kendi şiirlerini kitap olarak yayınlamadı. Yalnızca 5 şiirini İngilizce çevirileriyle birlikte Birkaç Şiir-Poems kitabında topladı. ESERLERİ
ŞİİR:
Birkaç Şiir-Poems (1976)
SADELEŞTİRME-DÜZENLEME:
Dede Korkut (1938) Bugünkü Dille Dede Korkut Masalları (1939)
Dedem Korkudun Kitabı (1973)
Katip Çelebi Hayatı, Şahsiyeti, Eserleri (1957)
Katip Çelebi’den Seçmeler (1938)
Kabusnâme (1944, Mercimek Ahmed`in Keykâvus`undan çeviri)
Eşkâl-i Zaman (1969, Ahmet Rasim`den)
Ferah-Cerbe Fetihnâmesi (1975, Zekeriyazâde`den)
Mevâ-idü`n Nefâis fi Kavaidi`l Mecâlis (Görgü ve Toplum Kuralları Üzerinde Ziyafet Sofraları) (2 cilt, 1978, Gelibolulu Mustafa Âli`den)
Hâlâtü`l Kahire mine`l Adâti`-z Zâhire (1984)
ELEŞTİRİ:
Destursuz Bağa Girenler (1982)
Yorumlar (1)

Faruk Nafiz KILIÇALAN
diyor ki:
|
BU VATAN KİMİN ? Bu vatan, toprağın kara bağrında Sıradağlar gibi duranlarındır; Bir tarih boyunca, onun uğrunda Kendini tarihe verenlerindir... Tutuşup: kül olan ocaklarından, Şahlanıp: köpüren ırmaklarından, Hudutlarda gaza bayraklarından, Alnına ışıklar vuranlarındır... Ardına bakmadan yollara düşen, Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan, Huduttan hududa yol bulup koşan, Cepheden cepheyi soranlarındır... İleri atılıp sellercesine, Göğsünden vurulup tam ercesine, Bir gül bahçesine girercesine, Şu kara toprağa girenlerindir... Tarihin dilinden düşmez bu destan: Nehirler gazidir, dağlar kahraman, Her taşı bir yakut olan bu vatan, Can verme sırrına erenlerindir... Gökyay'ım ne yazsan ziyade değil, Bu sevgi bir kuru ifade değil, Sencileyin hasmı rüyada değil, Topun namlısında görenlerindir... ****** SİTEM ! Ay geçti, yıl döndü unuttu beni Üstüne adını yazdığım ağaç Açtın dertlerini kanattın beni Atında türküler düzdüğüm ağaç Sendeki yemişler böyle değildi. Dört yana haber saldığım kuşlar Yarı yolda unuttular haberi Kırık kanatlarla döndüler geri Artlarından bakıp kaldığım kuşlar Benim bildiğim kuşlar böyle değildi. Dilimce öterdi kuşlar dallarda Lügatta geçmezdi senin sözlerin Su gibi akardı adın dillerde Dediğini anlardım bütün gözlerin Gözlerde bakışlar böyle değildi. Soran olmaz bizi yardan ağyardan Ne çare namımız çoktan yitmiştir Yol üstü çeşmeler bakar kenardan Bizi bilen sular akıp gitmiştir. Mermerde nakışlar böyle değildi. Meyveden kırılan dallar nasılsa Arzular içimde öyle kurudu Bir dalda bin türlü meyve verirdi Takvimde bahardı ne gün bakılsa Ne deyim bu işler böyle değildi Orhan Şaik Gökyay |
Yorum yazın.
Bu kategorideki daha yeni haberler:
- Aşıklar kervanının yaşayan elçisi: Âşık Süphanî
- Kara Yusuf Pehlivan’ın romanı yeniden yayında
- “Bir Semaverlik Muhabbet”
- Şairler şehrinde, Şair Zihni’nin izinde!
- Hicranı Anlayan Şehir
Bu kategorideki daha eski haberler:







