Doğal eserler açısından oldukça zengin olan ve turizm sektörü için aranan koşulların hemen hepsini bünyesinde barındıran Bayburt, doğal güzellikler arasında en öne çıkan nehir ve kıyısı boyunca yer alan mesirelere, eteklerinden tüm şehrin görüldüğü tepelere, uzak noktalardan bakınca gökkuşağını andıran rengârenk vadilere, kimi sarkıtlı kimi dikitli mağaralara-kovuklara, tarihi yapılara ve daha fazlasına sahip olmasına rağmen aynı zamanda da ayakta kalmaya çalışan bir şehir…
Çünkü tarihi yapıları sahipsiz, mesireleri bakımsız, tepeleri farkındalıksız, mağaraları yolsuz ve kısacası turizmi meydana getirecek tüm güzellikleri rehbersiz…
Haber: Murat Okutmuş
Fotoğraf: Feridun Hacıhasanzade & Murat Okutmuş & Ümit Kondolot

Bir şehir olarak ayakta kalabilmek ve bulunduğu bölgede -sadece turizm alanında- var olabilmek için hiçbir altyapı çalışmasına veya herhangi bir çılgın projeye ihtiyaç duyulmayan Bayburt’ta, turizm denen en dinamik sektörün esamesi neden okunmuyor?
Yıllardır sorulan ve hâlâ cevap verilme noktasında geçerliliğini sürdüren bir soru bu!
Şehrin en yüksek tepelerinden başlayıp, görünebilen en uzak noktalara kadar bakıldığında; herkesin sesli ve sessiz zihnini meşgul eden bir soru!
Geçmişine saygısızlıkta sınırın tanınmadığı bu şehrin göbeğinde yağmalanan bir tarihi eser, tek başına bu soruya yanıt veriyor!
Yağma nasıl bir marifettir?
Savaşların ardında bırakılan yangınları, talanları atlatarak bugünlere dek ayakta kalmış ve birçok medeniyetle birlikte bilinmeyen zamanların izlerini de taşıyarak, asırları devirebilmiş!
Tarihi özelliğiyle Anadolu’da görülmeye değer ve ihtişamıyla da içinde bulunduğu şehrin her noktasında göze çarpan bir eser…
Geçmişte, surlarındaki çini süslemelerden aldığı, diğer ‘Çin-i Maçin Kalesi’ adıyla da bilinen Bayburt Kalesi, 21. yüzyılda kaderine terk edilmiş bir görüntü vermeye devam ediyor.
“3 Hisarlı Kale”nin hisarları ne durumda?
Anadolu’nun en önemli kültür mirası ve en büyük kalelerinden biri olan Bayburt Kalesi’nin; son on yıl içerisinde yapılan -fakat yetersiz kalan- restorasyon çalışmalarına rağmen durumu hâlâ içler acısı.
İlk bakışta yer yer yıkılmaların göze çarptığı tarihi kalede yakın bir zamanda tam anlamıyla bir tadilat gerçekleşmezse; aslından uzak bir görüntüye bürünecek, sahip olduğu ve elde kalan tek tarihi özelliği olan ‘üç hisar’ deyimi de yok olup gidecek…
İlk olarak 1987 yılında tadilat gören Bayburt Kalesi’nde son yıllarda en önemli çalışma, eski Kültür Bakanı Atilla Koç döneminde gerçekleşti. Tarihi Bayburt Kalesi’nin 1. kısım surlarını kapsayan çalışma, o dönemde sonuçlanmıştı.
Aynı çalışmanın devamı olan 2. ve 3. kısım surlarının yapımı ise zamana bırakılmış ve Bayburt Kalesi yine kaderine terk edilmişti…
Dıştan harikulade, ya içi?
Bayburt Kalesi, tarih boyunca bu topraklardan gelip geçen insanların en uğrak mekânı olmuş. Birçok savaşa ve umarsızca yapılan talanlara rağmen ayakta kalmayı başaran Bayburt Kalesi’ne, 21. yüzyılın ilk aşamalarını geçtiğimiz bu imkân çağında gereken önem verilmiyor...
Bayburt’ta görülmeye değer tarihi eserlerin başında gelen Bayburt Kalesi, Sadri Karakoyunlu’nun da dediği gibi turistik anlamda paha biçilmez bir değere sahip. Fakat bu durum tarihi kalenin ilgili ve yetkili kişiler tarafından korumaya alınması için tek başına yeterli bir neden olarak görülmüyor!
Aslında Bayburt Kalesi’ne gerek tarihçi gerek turist gibi yaklaşıp, hem tarihi hem de turistik değerini anlayabilmek için sadece surların üzerinden şehre ve etrafa bakmak yeterli!
Çünkü bu tarihi eserin bir burcunun üzerinden şehrin görünebilen en uç noktasına kadar bakıldığında; asırların perdeleri arkasından bütün varlığıyla kendisini arzı endam ederek, kimi merak, kimi hayret içeren bakışlara karşı gerçek kimliğini nasıl ortaya koyduğunu anlamak mümkün...
Hayal kırıklığı içinde geri dönüyorlar...
Bayburt Kalesi, konum olarak bilinçli bir şekilde bulunduğu bölgeye hakim bir noktada inşa edilmiş. Üzerinde bulunduğu kayalık tepenin doğu ve kuzey-doğusu, alt tarafta akan Çoruh Nehri’nin çizdiği kavisle, sert bir mizaca bürünüyor. Bu yönüyle bakıldığında kaleye belli bir güzergâh dışında ulaşabilmek mümkün değil...
Şehre gelen yabancılar tarafından ilk dikkat edilen büyüleyici tarafı da burası…
Bayburt Kalesi, şehrin her hangi bir noktasından göründüğü kadarıyla ihtişamlı bir şekilde göze batıyor ve insanı adeta kendisine çekiyor… Hatta her hangi bir resim karesinde Bayburt Kalesi’nin o muazzam görüntüsüne aldanıp(!) Bayburt’a gelen meraklı insanlar da var…
'Aldanmak' acı bir tarif fakat o insanlar da bu tarifin aslında bu tarihi yapının bir gerçeği olduğunun farkına sonradan varıyorlar…
Nitekim Bayburt Kalesi, ilk görünüşüyle mest ettiği meraklı ziyaretçilerini, enine-boyuna bir gezintinin ardından hayal kırıklığı ile uğurluyor!
Çünkü görülen surların dışında yıkık harabe yapılar hariç, etrafta kayda değer hiç bir şey gözükmüyor. (Ziyaretçiler, kale içinde -surların dışında- ayakta kalan yada kalenin tarihi dokusuna uygun başka bir 'iz' bulamadıkları gibi; Bayburt Kalesi’nin kendi insanının gözleri önünde ‘virane' diye kitâbeden düşmüşlüğüne ve günbegün erimişliğine üzülerek şahit oluyorlar!)
Bakan Günay, müjdeyi vermişti ama...
2010 yılının Temmuz ayında Baksı Müzesi'nin açılışı için Bayburt’a gelen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Bayburt Kalesi’nde incelemelerde bulunmuştu. Bakan Günay, tarihi kalenin surlarını gezdikten sonra tarihi bir çağrı yapmıştı.
Bayburt Kalesi’nin iç bölümünde yaptığı incelemeler sonrası alanın müsait olduğunu belirterek, güzel bir 'antik tiyatro’nun yapılabileceğini söylemişti… Günay, ayrıca yapımında kullanılacak taşın Bayburt’tan çıkarılması halinde diğer tüm masrafların Bakanlık tarafından karşılanacağının da sözünü vermişti.
Bu teklif, o gün Bayburt Kalesi’nin tarihi gelişiminde geleceğe yönelik duyulan en güzel teklif olarak kayıtlara geçmişti.
Bakan Günay’ın dikkatini çektiği gibi Bayburt Kalesi içinde gezi yapan herkesin kalenin antik tiyatro için biçilmiş bir kaftan olduğunu görebilir. İmkânlar genişletilirse kale içinde ‘küçük bir hayat’ kurulabilir... Tıpkı geçmişte olduğu gibi.
Senede bir akşam…
2008 yılında 14’üncüsü yapılan Dede Korkut Uluslar Arası Kültür Sanat Şenliği’ programının içerisinde yer alan “açılış kokteyli” adı altındaki etkinlikle, Bayburt Kalesi nihayet bir organizasyona ev sahipliği yapmış oldu.
Bilim Eğitim ve Kültür Derneği (BEKDER) tarafından ilk kez 2008 yılında yapılan ve takip eden her yılın Temmuz ayında gerçekleştirilen bu program, Bayburt Kalesi’nde bir yıl içerisinde yapılan tek etkinlik!
Bu program Bayburt’un herhangi bir köşesinde yapabilirdi aslında...
Kuşkusuz BEKDER'in de düşüncesi, bu şehrin bir kimliğe sahip olmasında önemli bir yeri bulunan Bayburt Kalesi’ni yine kendi insanına senede bir kez bile olsa hatırlatmak ve dikkatleri bu tarihi mekâna çekmektir...
Şehrin göbeğinde kaderine terk edilmiş tarihi kale, işte bu küçük ve mütevazi adımlarla ancak anılabiliyor!
Tarihi kalede kalan son çini…
Selçuklu döneminde anılan ve Bayburt Kalesi’nin bilinen diğer bir ismi ise Çin-i Maçin. Yapılışında surları mor ve yeşil çinilerle süslenen Bayburt Kalesi, tarih boyunca Çin-i Maçin Kalesi olarak da bilinmiştir.
Ancak uzun yılların geçmiş olmasıyla yıpranan ve -ne yazık ki- kendi insanı tarafından yağmalanan çinilerden bugün yalnızca 'tek bir parça' kalmış!
Kırık ve yıpranmış haliyle objektifimize takılan yadigâr çini parçası, aslında ileride adım atılacak güzel bir teşebbüste örnek teşkil etmesi açısından oldukça önemli...
SORU / YORUM : Kalan tek bir parçaya bakarak ve aslına uygun yapılabilmesi için benzer bir parçasının daha bulunamayacağını da hesaba katarak; ilgili-ilgisiz, yetkili-yetkisiz, duyarlı-duyarsız, sorumlu-sorumsuz hepimiz için şu soruya bir cevap aramak düşmüyor mu?
Surlarındaki son bir çini parçası ile ayakta kalmaya devam eden Bayburt Kalesi'nin -yeni bir proje çerçevesinde- yeniden ayağa kalkması sağlanabilir mi?
Yani Bayburt Kalesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından; -esaslı ve kararlı bir adım atıldığında- restore edilmeyi bekleyen surlarıyla birlikte Çin-i Maçin diye anılmasına vesile olan çinilerle yeniden süslenebilir mi?



halit arcayürek
diyor ki:
|
BAYBURT İL KÜLTÜR MÜDÜRLÜĞÜNE ARZ OLUNUR.,Sayın yetkililer,selam ve sevgiler sunarak 22.12.2011 tarihinde Şirin Bayburt,umuzun belirli noktalarına "Bayburt kalesi"tabelası konulmuş,Şu şekilde olsa daha cazip ve çekici olur,kanaati ni taşımaktayız,Şöyleki----------------------BAYBURT ÜÇHİSARLI KALE-------------------------------Saygılar---------------------- (Marmara bölgesi Bayburt gençlik platformu) |
halit arcayürek
diyor ki:
|
üçhisarlı kale dünyada 3 tane var"bir tanesi Bayburtta,"(roma-bizans-konstantin)ilgililere ve dünyada yaklaşık beş milyon Bayburt,lulara duyrulur. a-roma.italya. b-istanbul.Türkiye. c-Bayburt.Türkiye. |
SALİH BATTAL
diyor ki:
| sevgil Furkan iki senedir bayburt belediyesi Şehit Osmanda bir görevli bulundurmaktadır.bilginize |
Göker
diyor ki:
| Bayburt Kalesi ile ilgili yapılmış en iyi ve en anlamlı haber bana göre. Bayburt Postası'na yakışır bir haber olmuş. Bayburt Postası'na, yani eli kalem tutanlara... |
furkan
diyor ki:
| tarihi eserlere sahip çıkmak için nesillerin iyi yetiştirilmesi şarttır.duvarlara taşlara boş şeyler yazan toplumun eğitilmesi gerkir. ayrıca tarihi eserlerin ve bayburt kalesi için bir bekçi veya görevli orada bir kulübede nöbet tutmalıdır. o kadar bu görevi yapacak insanımız varki. valilik il özel idaresi bir elemanını buraya görevlendirebilir. yoksa yapılan o kadar tamirattan sonra yine zarar verenler çıkabilir. sadece kale için değil şehitosman türbesi ve civarındada bir görevli olmalıdır. bu konuya belediye başkanımız bir el atmalıdır. |
murat34
diyor ki:
| önce zihniyetin değişmesi lazım kalenin duvarlarına yazı yazanlar oldukça sürekli restore etsen nolur... |
es-es
diyor ki:
|
İnşallah öyle olur. Kalesi bulunan birçok şehir kalesi ile tanınır. Kaleler şehirlerde görülmek istenilen ilk yerler arasındadır hep. Ama Bayburt kalesi ilgisizlik ve duyarsızlık nedeniyle şu haliyle il dışından gelenlere gezdirilmesi pek tercih edilecek durumda değil. İnşallah birileri bu durum karşışında duyarlı davranıp harekete geçer. |







