En sevdiğim, meftunu olduğum, aşkım, canım diyebildigim, sarılıp yattığım, hayallerimi süsleyen, geceleri rüyama giren, çağ açıp çağ kapatan, Karunlara, Napolyanlara ilham veren, Salebeleri mal sevgisinden yerin dibine sokan, göklere çıkaran, saklanan, saklanılan, cebe giren, cepten çıkan, ne menem şeydir ki nefsin en çok sevdiği mefhumlardan biridir.

İtalyanca "cassa" sandık, kutu, kap, özellikle para sandığı sözcüğünden alıntıdır. Latinceden evrilmiştir.
-Para veya değerli eşya saklamaya yarayan çelik dolap.
-Ticarethanelerde para alınıp verilen yer.

Çok sayıda tarifi verilebilecek bir kelimedir. İleriki yazılarımda daha fazla detay aktaracağım.

Nasıl hayranlık duymayayım ki ninelerin çeyiz sandığı, zenginlerin banka kasaları, ha aklıma gelmişken söyleyeyim bir zamanlar ceplerin kesesidir kasa. Öyle bir varlık ki nedense hep kıymetli, maddi bir varlık olarak tezahür etmiş ama hiç manevi yönü olmamıştır.

Rüyaları süslemiş, vaadlerin durak noktası olmuş, kervanların vazgeçilmez varlığı olagelmiştir.

"Kasaya binmeli ama kasa bize binmemeli."

***

Kasalar öyle kıymetlidir ki eskiden sertleştirilmiş çelikten yapılırken şimdi elmas uçlu matkapların delemeyeceği alaşımlı çelikten yapılmaktadır.

Düşünebiliyor musunuz insan beynine, gönlüne, midesine girecek mikroba ya da sevgiye engel olmak için çok kolay formüller bulurken kasaya dünyanın en gelişmiş teknolojilerinden faydalanma yollarını arıyoruz. Dahası o kasalara akla hayale gelmeyen normal, anormal, dijital bilmem ne usulde kilitler icat etmeye çalışıyoruz. Şimdi benim kasaya niçin meftun olduğumu umarım daha iyi anlıyorsunuzdur.

Ne diyeyim artık yanmaması için, su geçirmemesi için her türlü çareye başvuruyoruz da şu insan denen varlığın elini, dilini, gönlünü ezgertmek için neden çareler aramayı beceremiyoruz.

Zaman ayarlı kilitler, şifreli kilitler, alarm veren kilitler, binbir usulle icad edilmiş aletler hep kasalar içindir.

Anne - babamızdan, dostumuzdan - düşmanımızdan hatta devletten saklamak, kaçırmak istediğimiz mücevherleri de bankalarımızın emre amade kiralık kasalarında tutarız.

Eğer mutlu olmak için binbir dalavere ile kasaları kullanıyorsak sanırım bizde yanlışlık var. Mutluluğu, güvenceyi kasada aramamıza gerek yok sanırım. Beklentilerimizi azaltarak kanaat sahibi olmalıyız (elimizdeki ile yetinerek), rıza göstermeliyiz (elimizdeki ile hoşnut olarak, dünyaya (maddiyata fazla rağbet etmeyerek), hırs göstermeyerek mutlu olabiliriz.

***

Kasa kasa meyveler, üst üste dizilerek atlanılan kasalar, kamyon arkalarında istiflenen kasalar, bakkallarda, marketlerde, alışveriş mağazalarında sıraya girerek ödeme yapmak için önünde beklediğimiz kasalar, ha unuttum aklıma gelmişken söylemeden geçemeyeceğim; Japonca kasa şemsiye demektir. Hiç tahmin etmiyordum.

Genelde halkımızın bilerek ya da bilmeyerek karıştırdığı bir malzeme de şemsiyedir. Bazılarımız şemsiyeyi ilk icad edenlerin Fransızlar olduğunu bunu da sokakta kafasına pislik düşmesin diye taşıdıklarını rivayet ederler. Halbuki şemsiye 2000-2400 yıl önce Asurlular, Persler, Babilliler, Çinliler hatta Mısırlılar tarafından çeşitli amaçlar için kullanılmıştır. Antik Yunan ve Roma'da da kullanılan şemsiye modern mânâda 17. yüzyılda Avrupa'da kullanılmaya başlanmıştır.

Bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum. 2000'li yıllarda İstanbul'un kardeş şehri olan Makedonya'nın Üsküp kentinden bir heyeti ağırlarken Kalkandelen (Tetova) Makedonyalı bir Türk delikanlısı anlatmıştı, babam dedi: bir gün bir anısını paylaştı. Yıllarca bir hristiyanla dost olarak yaşayan babam ölüm döşeğindeki arkadaşına gider ve Makedon yaşlısı kasayı (sandık) işaret ederek Türk'den açmasını ister. Kasayı açan babam bir kamanın (bıçak) kadife bir beze sarılı olduğunu görünce Makedon'a sorar: Bu nedir? diye. Makedon: Yıllarca seni öldürmek için bu kamayı sakladım ama başaramadım der.

O çok kıymet verdiğimiz sandıklar (kasa) bazen amansız düşmanı da koynunda besleyebiliyor.

Siz siz olun aman kasalara ne çok yakın ne de çok uzak olun. 

***

Makedonya denince akla Ohri şehri ve gölü gelir. Gitmeyenlerin muhakkak görmesi gereken bir yerdir. Osmanlı kalıntısı ve orjinalliğini bozmayan giyim ve kuşamı ile bir Türk kentidir. Ayrıca Ohri gölü doğal güzelliği bozulmamış, Arnavut kaldırımları ve çevrenin bozulmaması ile harika bir göldür. Aslında gölün en büyük özelliği içinde yaşayan balıkların komşu Arnavutluk'taki nehir vasıtasıyla Akdenize açılarak Cebelitarık Boğazını geçerek Atlas Okyanusuna ulaşmaları ve orada yumurtlamaları akabinde doğan yavruların aynı istikameti tersine takip ederek tekrar Ohri gölüne dönmeleridir. İnsan bu gölün nasıl da böyle çevresinin ve doğallığının korunarak bu güne gelmesi belki bizimkilere bir nebze ders olur diye düşünüyorum. Göllere, derelere hiç el vurmadan korumaları zannedersem bir mühendislik projesi değil sadece insana ve tabiata verilen bir değerdir.

Sözüm ona geri kalmış bir ülkede doğa nasıl korunur belki bize bir örnek olur. Hele de Mustafa Kemal Atatürk ve çoğu silah arkadaşının tahsil gördüğü Manastır hala bugün meydanları ve çevresi ile bir Türk kenti görünümündedir.

Ecdadın nasıl bir miras bıraktığını ancak insan görünce taktir ediyor. Caddeleri, sokakları, çarşıları ve camileriyle Üsküp, Kalkandelen, Ohri, Manastır ve hele Kumanova bizim için saklı bir cennettir ancak asla ve asla mücevher kutusu hatta kasa hiç değildir. 

***

Bazen muziplik olsun diye söylenilir; "kasa kasa şişeler" genelde içkiyi fazla kaçıranlar için latife yapılır. Bazen de bankalar da hesap hatası yapılır ve bir türlü kasa tutturulamaz ama en çokta kasanın (hesabın) açık verdiği durumlardır. Hep mesai saati dışında kalır. Çocukluğumuzda yani 60'lı-70'li yıllarda Trabzon'dan gelen kasa kasa hamsiler, balıklar ve hele onların ebat olarak büyüklüğü ve lezzeti kış aylarının hem süsü hem de vazgeçilmez yiyeceğidir. Bugün o hamsilerin tatlarına özlem duyuyoruz. Nedeni gayet açık zira "her şeyi" kirlettiğimiz gibi denizlerimiz de maalesef üstüne düşen payını almaktadır. Burada bizler de diyoruz ki bu kirlenmeden mümkün mertebe uzak duralım hatta hiç kirlenmeyelim. Beyin kirlenmesi, zihin kirlenmesi ve çevrenin kirlenmesi hat safhalara ulaşmış durumda. Yanlış ile doğru ayırt edilemez hale geldi. Hep deriz ya "ne ekersen onu biçersin". "As you sow, you shall reap." Bizde diyoruz ki biçmeden dikmeye dikkat kesilelim. Samsun'un Havza ilçesinin güzel bir deyimi vardır: Allah Kemal, Güzellik Cemal. Nereden nereye geldik hani kasayı yazıyorduk işte konu başka mecralara kayınca ayrıntılara dalıyoruz. Kötü emellerimizi kasada tutmayalım, yok edelim ki kasaya temiz şeyler girsin. 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.