banner164

Süleyman Demirel'in meşhur fıkraları

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, siyasi hayatı boyunca mesajlarını çoğu zaman fıkra anlatarak verirdi.

Süleyman Demirel'in meşhur fıkraları

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, siyasi hayatı boyunca mesajlarını çoğu zaman fıkra anlatarak verirdi.

Bu fıkralar, dilden dile yayıldığı gibi, gazeteciler tarafından da toparlanarak kitap haline getirildi. Türker Sanal'ın, "Demirel'den siyasi fıkralar" kitabında, bizzat Demirel'in anlattığı pek çok fıkra yer alıyor. İşte bu fıkralardan bazıları;

YAKTIN BENİ

Adamın biri kendine çok güçlü bir büyü yaptırmak istemiş. Tutmuş ülkenin en ünlü büyücüsüne gidip durumunu anlatmış. Ünlü büyücü büyüyü yaptıktan sonra adama şöyle demiş: "Bu büyüyü ay ışığında havaya doğru salla, yalnız sallarken sakın aklına dişi tilkinin kuyruğunu getirme."

Adam da bunun üzerine "Yaktın beni büyücü!" demiş. "Şimdi artık aklımdan hiç çıkmaz ki dişi tilkinin kuyruğu!"

SAĞIR DOSTUN ZİYARETİ

Kulakları duymayan bir adam, hastanede yatan bir arkadaşını ziyaret etmek istemiş. Düşünmüş, ben ne sorarım, o ne cevap verir... Klasik cevaplara göre konuşmayı tasarlamış, cümlelerini zihninde hazırlamış. "Nasılsın?" derim, o da "İyiyim." der. Ben de "Oh oh, ne güzel!" der, devam ederim.

Adam hastaneye gidip arkadaşının başucuna varmış. "Nasılsın, iyi misin?" "Ölüyorum." "Oh oh, ne iyi!"

"Ne ilaç veriyorlar?" "Zehir." "O ilaç çok iyidir. Doktorun kim?" "Azrail." "Ondan iyi doktor yoktur."

BERDUŞTAN PADİŞAH OLURSA...

Bir gün iki berduş kasaba meydanındaki pazarlarda aval aval dolaşıyormuş. Bakmışlar bir kalabalık, durmuşlar. Bir güvercin uçup gitmiş, berduşlardan birinin omzuna konuvermiş. Herkes toplanmış, berduşa "Sen padişahımız olacaksın!" demişler.

Berduş kabul etmemiş, ısrarla hayır demiş. Daha sonra güvercin havada birkaç tur atıp tekrar aynı berduşun omzuna konunca, ısrarlara dayanamayıp padişah olmuş. Arkadaşı olan berduşu da başbakan yapmış. Sonra başlamış zulme, boyun vurmaya, vergi salmaya.

Arkadaşı "Yapma, etme, halk kızacak." demiş. Berduş padişahın cevabı ise şöyle olmuş: "Güvercin uçurup padişah seçen halka böylesi az bile!"

YENİSİNİ YAPALIM

Çocuk pek cılız doğmuş, bir türlü hastalıktan kurtulamamış. Anası, çocuğunu alıp doktora götürmüş. Doktor çocuğa göz ucuyla baktıktan sonra anasına dönüp "Soyununuz!"demiş.

Çocuğun anası "Hasta olan ben değilim." deyince doktor da şöyle cevap vermiş. "Bu çocuk adam olmaz, sen soyun da yenisini yapalım, daha kolay olur."

BUNU BEN UYDURMADIM

Mısır'ın eski diktatörü Cemal Abdülnasır için halk arasında bir sürü öykü anlatılırmış. Abdülnasır'ın canını sıkacak nüktelermiş bunlar. Abdülnasır, bunları kim uyduruyorsa bulun o adamı bana, diye buyurmuş. Adamları bu emir üzerine hemen adamı bulup getirmiş. Abdülnasır sormuş: 

"Hakkımdaki falanca öyküyü sen mi uydurdun?"
Adamcağız boynunu büküp yanıtlamış: "Evet efendim, ben uydurdum." 

Abdülnasır bir daha kükremiş: 

"Ya falanca öykü? Onu da mı sen uydurdun?" 
Evet efendim, ben uydurdum." 

"Peki feşmekan öykü?" 
"O da benim uydurmamdır efendimiz." 

Abdülnasır küplere binmiş:

"Be hey densiz adam! Bilmez misin ki benim iktidarım referandum ile kabul edilmiştir. Ben halkın yüzde 94.5 oyunu alarak ülkemi yönetiyorum." 

Adamcağız başını öne eğerek cevaplamış: "Efendimiz, bakın işte bunu uyduran ben değilim." 

BABA'DAN FIKRALAR

Gazeteci Rahmi Turan'ın "Baba'dan fıkralar" kitabında ise Demirel'in anlattığı, çok konuşulan şu fıkrası yer alıyor; 

Eski sadrazam, yeni sadrazama görev devrederken kapalı 3 zarf bırakmış: 

“Başın sıkışırsa birinci zarfı, biraz daha sıkışırsa ikici zarfı, çok sıkışırsa da üçüncü zarfı açarsın!” demiş. 

Yeni gelen bir süre uğraşmış, didinmiş, işleri düzene koyamamış. Her şey daha kötüye gidince aklına eski sadrazamın kendisine bıraktığı zarflar gelmiş. Birincisini açmış.

Mektupta “Senden öncekileri kötüle!” diye yazılı. Başlamış kötülemeye…

Gidene, demediğini bırakmamış ama fayda etmemiş…

Bu kez ikinci zarfı açmış: 
“Etrafını kötüle!” 

O da bunu yapmış ve çevresi için demediğini bırakmamış ama yine işler berbat! 

Bu sefer “Son çare” diyerek üçüncü zarfı açmış. 
Zarftan çıkan küçük pusulada şunlar yazılı: 
“Sen de üç zarf hazırla!”

Yine Demirel'in yakın çevresine anlattığı, ancak dilden dile yayılan fıkralardan biri de şöyle; 

Kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde, güveç içinde nar gibi kızarmış, sahibini bekleyen nefis bir ördek var. 

Kadı, fırıncıya? Ben bunu aldım? demiş.
Kadıya itiraz edilir mi?
Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş.

Az sonra ördeğin sahibi gelmiş:? Hani bizim ördek? 
Fırıncı boynunu büküp? Uçtu, deyince iş kavgaya dönüşmüş. 

Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış...

Bir duvardan atlarken, bilmeden öteki taraftaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. 

Kadın, çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş. 

Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış? Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak kadının karşısına çıkarmışlar. Kadı sırayla sormuş? Ördeğin sahibi, bu adam ördeğimi hiç etti? diye şikáyet etmiş. Kadı, fırıncıya sormuş: Ne yaptın bu adamın ördeğini? Fırıncı, "uçtu" demiş. Kadı, kara kaplı defterini açmış. Ördeğin karşısında tayyar yazılı. Tayyar, "Uçar" anlamına gelir. O halde ördeğin uçması suç değil? diyerek fırıncının beraatine karar vermiş. Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş? Onun şikayetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş: Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla! Davacı, "ne olacak?" diye sorunca kadı, şimdi demiş, fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.

Tabii gayrimüslim şikayetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da beraat etmiş.

Çocuğunu kaybeden kadının kocasına da kadı, "tamam" demiş, "karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak." Böyle olunca fırıncı bu davadan da kurtulmuş.

Kadı dönmüş Yahudi’ye: Senin şikayetin ne?
Yahudi ellerini açmış, "Ne diyeyim kadı efendi?" demiş, "Adaletinle bin yaşa sen e mi?"

***

Yalçın Doğan'ı Demirel yemeğe götürmüş. Demirel'e sormuş, ''Referandum oldu olacak, Türk iç politikasında üç köşe noktası ve bu üç köşe noktasında 3 isim var. Evren, Özal ve siz… Bu üç kişi üçgenin hangi köşelerine yerleştirilmeli? Siz bu üçgenin neresindesiniz?”

Demirel bir hikaye anlatarak soruyu yanıtlamış:

HER ŞEYİM VAR AMA NAMAZ KILAMIYORUM

Fakir bir adam zamanla paraya, yalılara, her şeye kavuşmuş. Bir arkadaşına da bir gün dert yanmış, 'Her şeyim var ama namaz kılmasını bilmiyorum'. Arkadaşı 'o kolay' demiş, 'camiye gidelim. Yolda ben sana nasıl namaz kılınacağını anlatırım.'

Ve anlatmış.. 'Hoca ne yapıyorsa sen de onu yap. Ayrıca ben sana ne yapıyorsam sen de aynısını hocaya yap.' Camide adam söylenenleri eksiksiz yapmış. Bir ara arkadaşı uzanmış, adamın hayalarını sıkmaya başlamış, adam da aynı anda hocanın hayalarını. Hoca 'bırak' diye çırpınıyor.

Adam 'bırakmam' diye çırpınıyormuş. 'Arkamdaki benim hayalarımı bırakmazsa ben de senin hayalarını bırakmam'

Demirel hikayeyi şöyle bağlıyor:

'İşte üçgenin üç köşesindeki üç isim. Sayın Evren, Sayın Özal ve benim durumum böyle. Herkes birbirinin hayasını sıkmakla meşgul.'
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.