Daha önce 25 Kasım 2009 tarihi için Kamu Sen tarafından alınan eylem kararı bugün gerçekleşti. İş bırakma eylemine katılan Kamu Sen ve Kamu Sen’e bağlı kuruluşlar davul ve zurna eşliğinde Türk Dünyası Parkı’na yürüdü. Burada halay çeken sendika üyeleri daha sonra bir basın açıklaması yaparak dağıldı. Türk Sağlık-Sen, Türk Yerel Hizmet-Sen, Türk Tarım-Sen ve Türk Büro-Sen İl Temsilcisilerinin katıldığı eylemde sendikalar adına basın açıklamasını Türkiye Kamu-Sen Bayburt Şube Başkanı Volkan Güneş yaptı. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Bugün memur sendikacılığında yeni bir çığır açıldı. Türk memuru toplu sözleşme ve grev hakkına giden yolda, en büyük atılımı gerçekleştirdi; sendikacılığa bir mihenk taşı daha ekledi. Memurlarımız; üzerlerine asılan her türlü asılsız yaftayı parçaladı. “Memur ne iş yapıyor ki! Yan gelip yatıyor” diyenler, memurların ne iş yaptığını gördü.
Yaklaşık bir ay önce, 25 Kasım’da Türkiye Kamu-Sen olarak iş bırakma eylemi gerçekleştireceğimize dair kararımızı açıklamıştık. Gördük ki, yedi yıldır hükümetin siyasi ve ekonomik cenderesi altında ezilen her kesim, hislerine tercüman olacak bir ses bekliyor. Türkiye Kamu-Sen’in bu eylemi, yıllardır ihmal edilen, kaderiyle baş başa bırakılan işçinin, esnafın, çiftçinin, dar ve sabit gelirli tüm kesimlerin eylemi gibi kabul gördü. Milletimiz, memurlarımıza tanınacak toplu sözleşme ve grev hakkının, memurlarımızın alım gücünün artırılmasının ekonomik hayatın her kesimine olumlu katkı yapacağının farkındadır. Yalnızca siyasi irade bu gerçeğin farkına varamamıştır. Onların gözleri kör, kulakları sağır, konuştuklarında dilleri doğruları söyleyememektedir. Siyasi irade verdiği sözleri tutmamış, attığı imzaların arkasında duramamıştır.
İktidarda olduğu dönem boyunca kamu görevlilerinin kazanılmış haklarını geriletmek, yeni haklar vermemek için mücadele etmişlerdir. Seçim meydanlarındaki vaatlerini unutmuşlardır. Bizleri eylemlilik sürecine götüren neden de işte budur.
Anayasa ve uluslar arası sözleşmelerin gerekleri yerine getirilmemiş; Sayın Başbakan’ın 2004 yılında “ size grev ve toplu sözleşme hakkı vereceğiz daha ne istiyorsunuz?” sözü tutulmamıştır. Toplu pazarlık masasında taleplerimizi dikkate almayan Hükümet, Uzlaştırma Kurulu kararlarını da kabul etmeme inadını sürdürmüştür. 2008 yılında imzalanan mutabakatla ilgili gerekli işlemler yapılmayarak, atılan imzalara sadık kalınmamıştır. Kanunen memurlarca gördürülmesi gereken devletin asli ve sürekli görevleri taşeronlara, vekillere devredilmiştir.
4-B, 4-C kapsamında istihdam artırılarak, bu çalışanlar bir çok haktan mahrum bırakılmıştır. Ülke kaynakları ve öncelikleri güçlü, hatırlı ve yandaş çevrelere dağıtılmıştır. Şimdi artık haklı davamız için yola çıktık; bizler de demokratik, ekonomik, sosyal ve siyasal haklarımızı istiyoruz. Memurumuzun gelecekle ilgili endişeli bekleyişine, her türlü belirsizlik ve umutsuzluğuna son vermek için başlattığımız mücadelede ellerimizi, gönüllerimizi, saflarımızı ve seslerimizi birleştirdik. Vatandaşlarımız, tren istasyonlarına, otobüs duraklarına, havaalanlarına, okullara, hastanelere, devlet dairelerine gittiklerinde hizmet sunulmadığını gördüklerinde, ellerini vicdanlarına koymalarını ve düşünmelerini istiyoruz: Her gün sabah, herkes uyurken trenler, otobüsler çalışmaya başlıyor; kesintisiz olarak uçaklar havalanıyor, iniyor; ezanlar okunuyor… Ders zili çalıyor, gece gündüz doktor, hemşire, hastabakıcı, temizlikçi görevinin başında, karda kışta, soğukta sıcakta her şartta görev yapıyor; itfaiyeci, ormancı yangınlara koşuyor… Polis, asker, zabıta herkes işini yapıyor ve bizler fark etmesek de memurlarımız görevlerinin başında olduğu için, hayat olağan seyrinde, aksama olmadan akıp gidiyor.
Ama ne zaman ki, bu çalışanlarımız haklarını istiyorlar; adil bir gelir dağılımı diyorlar, ülke kaynakları etkin ve verimli kullanılsın diyorlar, ne yazık ki o zaman siyasi irade, onlara meydanları gösteriyor. Seçim zamanında verdiği vaatleri unutuyor, imzasına sahip çıkmıyor. Her fırsatta çalışmamakla suçlanıyor; yan gelip yatmakla itham ediliyor. En tabi hakları olan, toplu sözleşme ve grev hakkı yıllardır verilmiyor. Devleti temsil eden çalışanlar açlık ve yoksulluğa terk edilmiş, elverişsiz yerlerde çalışırken, seslerine kulak tıkanıyor.
İşte ülkemizde kamu çalışanlarının durumu budur. Türk memuru bu nedenlerle bir gün çalışmama hakkını kullanmaktadır. Yıllardır memursuz bir ülke özlemi ile yanıp tutuşanlar, şimdi memursuz Türkiye’yi görsünler. Bizler bugün hükümetin; üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi için, tek taraflı uygulamalardan vazgeçerek, tabanın sesine kulak vermesi için, büyümeden pay vermediği kamu çalışanına, ekonomik krizin faturasını yüklemekten vazgeçmesi için, kapsamlı ve adil bir sosyal güvenlik sistemi için, sağlıkta katılım payı uygulaması ile vatandaşlarımızı soymaktan vazgeçmesi için, adil bir gelir dağılımı sağlaması için, ülkemizin kaynaklarını faizciye, rantiyeciye değil, işsizliğe son verecek yatırım harcamalarına aktarması için, verdiği sözleri yerine getirmesi, attığı imzaya sahip çıkması için…
Memurlarımızın; toplu sözleşme ve grev hakkı için, farklı statülerde istihdam edilerek haklarının geriletilmesine “dur” demek için, onuru, haysiyeti, kariyeri ve kaybettiklerini geri almak için, hak için, adalet için, daha güzel yarınlar için iş bırakıyoruz.
Yetkililerin tehditleri, sarı sendikaların grev kırıcı söylemleri bizleri yolumuzdan döndüremedi. Bizleri bu noktaya getiren siyasi irade, şimdi tehditlerle sesimizi kesmeye çalışıyor. “Sorunlar masada çözülür” diyor. Bizler tam 8 yıl iktidarı o masada bekledik. “Verdiğiniz sözleri tutun, masada attığınız imzalara sahip çıkın” dedik. Masayı yok sayan, bizleri duymayan, görmeyen Başbakan, bugün mü toplu görüşme masasının önemini kavramıştır? Madem sorunlar masada çözülmektedir; neden 2008 yılındaki mutabakat hayata geçirilmemiştir? Neden Başbakan, 2004 yılında verdiği toplu sözleşmeli, grevli sendikal hak sözünü yerine getirmemiştir? Neden kanunlar hiçe sayılmış; sendikaların karar alma sürecine katılmaları engellenmiştir?
Sekiz yıldır, siyasi iradeden ciddiyet bekleyen memurlarımızı için artık sözün bittiği yere gelinmiştir. Şimdi yargı kararlarıyla, Anayasa hükmü ile, uluslar arası sözleşmelerle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile bizlere tanınmış olan haklarımızı kullanıyoruz. Hakkımızı alan kadar mücadelemiz devam edecektir.
Unutulmamalıdır ki; vatandaş memnuniyeti kamu hizmetlerinin kalitesi ile kamu hizmetinin kalitesi ise memurların hizmet üretme şartları ile orantılıdır. Daha iyi bir hizmet sunumu, daha mutlu bir kamu çalışanı ile mümkündür. Bu noktada yaptığımız her eylem, dile getirdiğimiz her talep, vatandaşlarımıza daha iyi bir hizmet sunabilmek içindir. Yıllardır bütün olumsuzluklara rağmen kesintisiz hizmet üreten kamu görevlileri olarak, en temel hakkımız olan yönetime katılma, insanca bir yaşam, adil bir paylaşım için kullandığımız demokratik hakkımıza, herkesin saygı duymasını ve bizleri anlayışla karşılamasını umuyoruz.
Yaptığımız eylem, kamu görevlileri kadar vatandaşlarımızın da yaşam memnuniyetini artırmak içindir. Bu nedenle tüm vatandaşlarımızı bizlere destek olmaya davet ediyor, tepkilerini vatandaşın sesi olan kamu görevlilerine değil; vatandaşları görmeyen, duymayan iktidara göstermelerini arzu ediyoruz. Yaşasın toplu sözleşmeli, grevli, sendikal hak mücadelemiz! Yaşasın Türkiye Kamu Sen.”
Türk Dünyası Parkı’nda gerçekleşen basın açıklamasına Türkiye Kamu-Sen Bayburt Şube Başkanı Volkan Güneş, Türk Sağlık-Sen İl Temsilcisi Ömer Heme, Türk Yerel Hizmet-Sen İl Temsilcisi Muhsin Develi, Türk Tarım-Sen İl Temsilcisi Kemal Demir, Türk Büro-Sen İl Temsilcisi Celal Parıldar ve temsilciliklere bağlı üyeler katıldı. Yakın bir zamanda Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız Bayburt’a gelerek Bayburt Kamu-Sen temsilcilerine “Sendikalı olan olmayan tüm kamu görevlilerini ve diğer sosyal kesimleri bu onur ve haysiyet mücadelemize davet ediyoruz. Bu mücadelemiz 25 Kasım 2009 günü tüm kamu görevlilerinin üretiminden gelen gücünü kullanması ve bir gün süreyle hizmet üretmeyerek sendikal mücadele tarihine yeni bir altın sayfa eklemesiyle taçlanacaktır” diye seslenmişti.

EMANET
diyor ki:
|
Sn.Necati Doğru ise 7 yılda ekonomide meydana gelen büyümeden(!) söz ediyor. Madem ki resmî ağızlar ekonomimiz büyüdü diyorlarsa doğrudur; yalan söyleyecek halleri yok ya... Peki 7 yılda ekonomimiz büyüdü de halkın, vatandaşın cebi niye üç kuruş daha fazla para görmedi?... Niye 6 milyonu aşkın yurttaşımız işsiz?... Niye her dört üniversite mezunundan birisi aylak aylak sokakları aşındırıyor?... Okullarımız, öğrencilerimiz öğretmensiz eğitime(!) devam ederlerken; eğitim-öğretm kalitemiz, deniz seviyesinin 20 bin fersah altına düşmüşken; neden 200 bini aşkın öğretmenlerimiz cefelerde atamalarını bekleyerek ömür tüketirler; açlığa, yoksulluğa, mahkum edilirler?... Birileri 7 yılda Hammer ciplerle para kazandılar; birileri ise ne yazık ki avuçlarını yaladılar!... emanet ** 7 YIL NANAYLA GEÇTİ! Çalışanın hakkı söz konusu olunca demokratlık nanay! Uzman arkadaşlar hesaplamışlar; haberi geçtiler. Arada sadece “1 kilo et parası” kadar fark var. Memur sendikaları; 4 artı 4 zamma razı olmuşlar. Hükümet 2,5 artı 2,5’ta kalıyor. Fark 25 lira. Bir kilo et parası. Ayda 1 kilo et alacak kadarcık gelir artışını memuruna veremeyen, vermekte zorlanan ekonomi yönetimini beceremeyenler; Türkiye’yi Orta Doğu’da, Balkanlar’da, Kafkaslar’da “Yeni Osmanlı” yapacaklar. Kulağa hoş geliyor! Böbürleniyoruz. Böbürlenelim! Hem Yeni Osmanlı olacağız! Hem AB ölçüsünde demokrat! Demokrat Osmanlı olacaksak iyi fakat “demokrasi bir bütün” değil midir? Demokrasinin havada, karada, denizde ayrı ayrı ölçüsü mü var? Kürt’le Türk’ü barıştırmak için “demokratik açılım” yapacaksın fakat “emek barışını kurmak için demokratik açılıma” kapılarını örteceksin. ..... Demokrat iktidara bak! Memura grev hakkı tanımıyor. Toplu sözleşme imzalama hakkına kör bakıyor. Memur sendikalarını bölerek “iktidar yandaşı yaratma” manevralarına ağırlık veriyor. Memur hakkını alamadı. Diyeceksiniz ki: Memurun hakkı ne? Ekonomideki büyüme! Pasta büyümüşse, memurun hakkının da büyümesi gerekir değil mi? Son 7 yılda yani 2002-2008 döneminde ekonomi her yıl ortalama yüzde 6,2 büyüdü. Bu 7 yıllık dönemde memurların geliri ancak yüzde 1 büyüdü. Faizciler, rantçılar, sermayedarlar, zenginler, patronlar, ithalatçılar, ihracatçılar, inşaatçılar, totocular, futbolcular, televoleciler, müteahhitler, iktidar yandaşları büyümeden haklarını aldılar, memurlar ise alamadı. Çalışanın hakkı söz konusu olunca; demokratlık nanay oldu! 7 yıl nanayla geçti! Necati Doğru Gazeteci-Yazar |
EMANET
diyor ki:
|
Bir günlük memur eylemini değerlendirenlerden birisi de sn.Can Ataklı... Can Ataklı yazısında objektif olmakla birlikte, asıl sorunun "püf noktası" na değinmiş. Ve ilginç bir yazı kaleme almış... ** DEMOKRATİK HAK ŞOKU Memurlar dün eylemdeydi. Trenler çalışmadı, uçak hizmetleri aksadı, hastanelerde acil servise gelen ve yatan hastalar dışında hizmet verilmedi. Özellikle büyük kentlerde memurlar meydanlara akın etti, bazılarına yine memur olan polisler müdahalede bulundu. Memurlar dün bir “demokratik hakkı” kullandılar aslında. Ancak başta AKP, medyanın bir kesimi ve 12 Eylül’le birlikte vatandaş olma şuuru adeta beyinlerinden silinmiş kalabalıklar bu demokratik hakkın kullanılmasına büyük öfke duydular. Önce Başbakan, daha eylem başlamadan bunun yasa dışı olduğunu ilan etti ve “Yapan da bedeline katlanır” dedi. Bu sözler Türkçeye “Eylem yapanın canına okunur” şeklinde tercüme edilebilir. Eylemlerden sonra ise AKP yetkilileri “demokratik haklara büyük saygı duyduklarını” belirterek sözlerine başladılar ama arkasından eklediler, “Ancak bu hakların kullanılması vatandaşı sıkıntıya sokuyorsa o zaman hak olmaktan çıkar.” Aynı şekilde vatandaşların bazıları da eylemlere karşı çıkarak “Tamam da bizi neden sıkıntıya sokuyorsunuz” dediler. İşte püf noktası da bu zaten!... Gaspedilen hakları almak için kullanılan demokratik eylemler başkalarını rahatsız edecek ki mesaj yerine gidecek ve sorun çözülecek... Ama AKP ve yandaşları demokratik hak kullanımını “benden olan-bana karşı olan” ayrımı ile değerlendirdiği için işine gelmeyen hak kullanımını yasa dışı olarak niteliyor. Normal vatandaşın aklına ise “demokratik hak” denince ya “türban” geliyor ya da “Kürtçülük.” Tabii bu durumda işçinin, memurun hakkını istemesi karşısında şoke oluyor ve “Ne alakası var bunun demokratik hakla” diye tepki gösteriyor. 12 Eylül’den başlayan halkı uyutma projesine bugünkü iktidarın demokrasiyi “sadece kendine destek olmakla” tanımlaması eklenince ortaya yaşadığımız garabet çıkıyor. Can ATAKLI Gazeteci-Yazar |
Gürhan
diyor ki:
|
İyiliğe kemlik! Dün memurlar tarafından yapılan iş bırakma eylemi yüzünden, Vergi daireleri çalışmadı… Tren istasyonlarında binlerce yolcu saatlerce beklemek zorunda kaldı… Ana caddelerde saatlerce trafik akmadı… Öğretmenler derse girmedi… Hastaneler acil servis dışında çalışmadı… vs. gün boyu Cumhuriyet tarihi en büyük grevlerinden birine sahne oldu. Eğer istenilen arzu edilen bunlar ise memurlar istediklerini almıştırlar! Tebrik ederim! |
EMANET
diyor ki:
|
Bir günlük memur eylemi için en güzel yorum sn.Yılmaz Özdil'den geldi. Bütün olaylara karşı tepkisiz, ilgisiz ve aymaz bir toplum haline nasıl getirildik?!... AB diye yırtınanlar bile kuzuların sessizliğine bürünmüşler! Ancak tehlike veya risk kapımızı çalınca aslan(!) kesiliyoruz! Avrupalı örgütlenmesini iyi biliyor. Bireyler hak aramak için eğitilmişler.... Bizde sivil toplum örgütleri hak aramak için değil; bir partinin yan kuruluşu gibi işlevlerini sürdürürler?... İşte memur-sen!...Niye meslektaşlarının yanında yok?!... Çünkü olamaz! Malum partinin yandaşıdır da ondan! Sn.Yılmaz Özdil'in yorumuna bir bakaılm: ** GREV FİLAN.... Trenler grev yaptı. Ahali makinisti dövdü. Raylarda sürüklediler adamı. * Bu ülkede grevle mrevle netice alamaz memur... Çünkü memurun sorunudur. Ahaliyi ırgalamaz. * Hakkını ararken polis tarafından haşat edilen işçilere, esnafın tekme tokat girişmesi de ondan zaten... İşçinin derdi, sadece işçinin derdidir, işçi olmayanı ilgilendirmez, el âlemi germez. * Doktor mesela... İdeal damattır, herkes kızını doktora vermek ister, beni ne doktorlar istedi filan, herkes çocuğunu büyüyünce doktor yapmak ister, herkes otomobilini doktordan almak ister, herkes evini-dükkânını doktora vermek ister... Kız verirken, kocaya varırken, meslek seçerken, otomobil alırken, ev kiralarken, canımdır cicimdir. 6 saat grev yapsın, şerefsizdir. * Miting yapmaya hazırlanan eczacıların mitingine de, sadece eczacılar katılacak o yüzden... Doktorlar bile katılmayacak... Öğretmenlerin mitingine, öğrenci velilerinin katılmadığı gibi. * “Her koyun kendi bacağından asılır”ın atasözü olduğu ülkede, grev mrev beyhudedir... “Nerde çokluk, orda bokluk” lafına sırıtan bir toplumda, “toplu” sözleşme yapılamaz. * Emekliler miting yapsa, ben iddia ediyorum, çocukları bile gelmez... Veya, garibim çiftçilerin eylemine sadece burnundan çeke çeke zorla getirdikleri ineklerin, öküzlerin katılması gibi. * Aslına bakarsanız, çiftçiler dün eylem yapmaya kalksaydı, öküzler de katılmazdı... Tren durduğu için, makinisti dövenlere bakmaya giderlerdi çünkü. Yılmaz ÖZDİL Gazeteci- Yazar |
- Şikayetlerin bitmediği yer: Otogar
- Şehir magandalarına son kurban: Taner Kayaoğlu
- Başkan Polat, rant iddialarına cevap verdi
- Kavlatanlılar bu kurnazlığı yaptı mı?
- Bayburt, Kurban Bayramı'na hazır mı?








