banner231

Serin bir yaz masalı...

Karadeniz'in denizi olmayan ilinde hırçın dağlar arasından akan hayat suyu Çoruh Nehri.

Serin bir yaz masalı...
Karadeniz'in denizi olmayan ilinde hırçın dağlar arasından akan hayat suyu Çoruh Nehri. Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde dediği gibi "Cui Ruh (Ruh Irmağı)". Temmuz ayında çok nadir görülen yeşili ile bizlere kapılarını açıyor. Doğanın hâlâ hayatta olduğunu bizi yeşili ile kucaklamasından belli ediyor. Şehir dışında ve şehir içinde ağaçsız dağlarımız... Aslan Dağı'nın şehir merkezine bakan yüzüne kafamızı çevirdiğimizde gözümüze Bayburt'ta nadir rastlanan sıklıkta ağaçları görüyoruz. Eski valimiz Ali Haydar Öner'in kalıcı eserlerini görünce üzerinden onca sene geçmesine rağmen teşekkür etmeyi bir borç biliyoruz.



Sinem Ayaz - Bayburt Postası

Bayburt denince herkes tarafından ilk akla gelen Bayburt Kalesi. Her şeye ve herkese inatla ayakta duran şanlı kalemiz. Eski ihtişamı olmamakla birlikte gene de asil ve vakur duruşunu korumaya çalışıyor. Sırtını yaslamış adeta Soğanlı Dağları'nın manzarasına sevdalı olduğu ve ayrılamadığı Çoruh'u izliyor günün her saatinde. Adeta Kız Kulesi ile Galata Kulesi'nin aşkı gibi. Birbirine kavuşamayan ama hep birbirine "sevdalı" bakan iki mirasımız. Çoruh'un kaleye olan aşkını anlatmaya gerek var mı bilinmez ama çepeçevre sararak onu her zaman koruyup kolladığını anlatmaya gerek var. Bu sene yağan fazla karın ve hâlâ devam eden yağmurların etkisiyle su seviyesi yükselen ve hızlı ama bir o kadar da sakin akan Çoruh daha yoğun sevgi ile sarıyor kaleyi. Adeta sevgi dolu gözler ile birbirine bakan iki kişi gibi. Binlerce senedir birbiri ile "sevdalık eden" iki ruh. Cui ruh (Ruh Irmağı) ve Barlas Ruh. Şehrin, kalenin ruhu bizim için Barlas (1-Çekici, cazip 2- Varlık, servet 3- Temiz, temizlik) Ruh... Her yağan yağmurla her eriyen kar ile birbirine kavuşan birbirine sevgi mesajları gönderen kale çok mutlu bu sene. Kar ve yağmurun bereketi şehrin her köşesine yayılmış şekilde. Dağlar temmuz ayına rağmen yeşil, göletler geçen senelere nazaran daha yüksek, göletlerde yasayan canlıların sayısı (balıklar, nilüferler vs) daha fazla. Bolluk ve bereket.. Fırat Kızıltuğ hocamızın 2007de kaleme aldığı şiirinden ("Şikesteler" kitabından) bir kıta düştü aklımıza.

Şehid Osman, Coruh deli ahir mi, 
Şıngırdir da bentlerini yıhır mi,
Gaş göz edir sehen işmar çahir mi?
Deli suya bülsen nassi vurğunam,
Aah Coruğum, gelemirem, yorğunam.

***

Kışını yaşadığımız Turgut Akaslan'ın deyimiyle Şehr-i Şahane'nin şansımıza uzun süren baharının sonuna yetiştik. Masmavi gökyüzü ile yemyeşil toprakların buluşarak doğanın oluşturduğu renk cümbüşü...

Güzelliklerle dolu olan şehrimizin ne kadarını tanıyoruz ve ne kadarını tanıtıyoruz? Merkez köylerde yetişen nilüferlerden, Aslandede Köy'ünde yol kenarında dönen rengarenk süs su değirmeninden, hakim tepelerde ki kalıntılardan, ailecek piknik yapılabilecek göletlerin çevrelerinden, ot biçme zamanında ki balyaların görüntülerinden, Hart (Aydıntepe) Ovası'nın manzarasından, 2000 üzerindeki rakımlarda yetişen çiçek florasından kaçımızın haberi var? Bu güzelliklerimizi kaçımız biliyoruz? Bayburt Kalesi, Aydıntepe Yeraltı Şehri, Korgan Köprüsü, Sırakayalar Şelalesi, Saat Kulesi, Ulu Cami vs. başka gezilecek yeri yok düşüncesine kapılmamak gerekli. Aslında anlatılmayan bir çok güzelliğimiz var. Gezmenin de öğrenmek gibi sonu yoktur diyerek köylerimizden doğa harikası manzaraların keşfine devam ediyoruz.

Ruhumuzu bir heyecan kaplıyor. Sılay-i rahim yapacağımız için kollarını açarak ilk karşılayan bizi Kondolot Köy'ü (Dağçatı). Kışın bizi Zilfo'dan esen keskin soğuğun selamlamasının yerini tatlı bir esintiye bırakmıştı. Karda tüten bir kaç bacanın yerini yazın açılan cam kepenkleri almış. Yaşam var, hareketlilik var diye buyur ediyor bizleri. Ahh memleketimin insanı ve misafirperverlikleri. Başlıyoruz küçük şirin köyü keşfe. Eski yapıları gezerken şaşırıyoruz. Neden mi? Eski evlerden birinin yapımında kullanılan kütüklere sarılsanız elleriniz kavuşmayacak kadar büyük ve bir o kadar uzun. Peki şu an ağacı olmayan bu köyde bu kütükler nereden ve nasıl gelmiş? (Bu köy ve Bayburt'un diğer köylerinde ağaçlar genelde dere kenarına sıra sıra dizilmiş. Ağaçlar iki çeşit; söğüt ve kavak.) Bir pahar düşünün eskiden Kırkçeşmeler'den, Kışla, Kazancılık, Galer Paharı'ndan akan sular gibi soğuk, temiz ve gürül gürül. Bizim için özlenen bir çeşme görüntüsü olduğunu fark ederek çeviriyoruz kafamızı bir tepeye. Bulutların etrafında adeta nazlı ceylan gibi süzüldüğü adı gibi kendi de beyaz olan Akkaya'ya selam vererek ayrılıyoruz Kondolot'tan. 

Komşu köy Söfker'e uğrayarak insanların yazlık işlerine şahit oluyoruz. Tarlalarında tüketici toplum değil üretici toplumuz biz diyorlar. Çocukluğumu süsleyen en güzel hikâyeler 'biz biçmeye gittiğimizde..' diye başlayan hikâyelerdi. Canlanıyor yanı başımızda yaşanmışlıklar, biçerken söylenen türkülerin tınıları da kulaklarımızda...

Yol üzerinde bir mezarlık. Mezarlığı ikiye bölen bir yol ve yol kenarında bir heybetli kaya. Ahh o kaya. Üzerine çıkılarak uzak diyarlara uğurlanan yolcuların kardeşleri, anaları, hocaları (dedeleri), mollaları (babaları) tarafından arkasından bakıldığı son nokta. Ne Asiyelerin gelin edildiğinde abaları tarafından ses sese verilerek ağlandığına, ne Mahmutların, Şükrülerin ekmek parası için gurbete gittiğinde son bir el sallamalarına şahit oldu. Her seferinde sessizce izledi arkasındaki mezarlığa bir canın konmasını. Zamanla dolmasını gördü, eskilerde ıssız şu anki koca mezarlığın. Nasıl kaldırdı yüreği bu kadar acıyı. Kaya, her giden gibi bizi de uğurladı. Buradan geçmek bir kere daha yaşanmışlıkların altında ezdi yüreğimizi. Belki de hâlâ el sallıyor Ruhugül anamız diye biz de el sallayarak Söfker (Güneydere) Köyü'nden hüzünle ayrılıyoruz.

Rüzgar götürüyor bizi güzelliklere tekrardan. Nereye mi? Keleverek (Sancaktepe), Saraycık ve Horsu (Kuru Güney) köylerine ve yakınlarındaki irili ufaklı göletlere. İhtisasını Türkiye'nin en iyi üniversitelerinin birisinde tarih üzerine yapmış olan misafirperver, doğa dostu arkadaşımız Hüseyin İlhan'ın kılavuzluğunda yeni yerler keşfetmeye devam ediyoruz.

Keleverek Köyü, Bayburt'un diğer köylerine göre daha büyük ve daha kalabalık olduğunu fark ettik. Bir köy gözünüzde canlandırın mandıraları, traktörleri, başka köylere nazaran fazla olan çocuk nüfusu. Sap sarı başaklar düşünün güneş vurduğunda parlayan işte gördüğümüz çocuklarımızın saç rengi bu renk.. Çevredeki göletlere gitmek için gülümseyerek ağır ağır uzaklaşıyoruz.

Hangi köy sınırlarında kaldığını bilmediğimiz irili ufaklı 4,5 tane göletle karşılaşıyoruz. Saraycık Köyü'ne uğrayarak demir minerali bol olan şifa olduğu söylenen "duzlu sudan" içiyoruz. Yeşilliği bol etrafı dikenli tellerle çevrili olan küçük bir ormanın yakınında bulunan çeşmeye yaklaştığınızda demir mineralinin yerdeki taşı kızıla çaldığını görüyorsunuz. Su içmek için eğildiğinizde burnunuza keskin demir kokusu istila ediyor.Yol kenarına bu suyun şifalı olmasından dolayı zamanında insanların kalabileceği küçük bir tesis yapılmış. Şu an atıl olarak mevcudiyetini devam ettiriyor. Hangi köyün sınırlarında olduğunu bilmediğimiz bir gölette dinlenme molası verme vakti geldi. Gölet manzaralı, sırtımızı yaslayabileceğimiz, gölgesine sığınabileceğimiz ağaç aradık. Gözümüzün alabildiğince koca alanda sadece bir ağaç olduğu için mecburen bizi gölgesinde misafir etmek zorunda kaldı. Bizde serdik "cecimimizi".

Doğanın hâlâ canlı olması rengarenk çiçeklerin dağları kaplaması sonucunda arıların vızır vızır çalışması gözlerden kaçmıyor. Bir huzur düşünün gözlerinizi kapatıp sessizliği dinlediğiniz. Sessizliği sadece arıların uğultusu, tutuşan semaver çalılarının çıtırtısı bozuyor. Bu huzur içindeki uğultuyu dinleyerek semaverde yapılan çayı yudumlamak ise paha biçilemez bir mutluluk.

Tarihçi dostumuzun yönlendirmesiyle karşı dağa (bölgeyi gören hakim bir tepe) tırmanmaya başladık. Yarım saatlik tırmanışın ardından ulaştık tepenin zirvesine. Ruhumuzun ait olduğu topraklara hakim bir tepeden bakarak mırıldanıyoruz Remzi Çağıldak'tan bir türkü, 

Dur yerinde hanım dur yerinde
Bir tutam gül var ellerinde
Ellerinde hanım ellerinde
Kemerin olsam bellerinde
Bellerinde hanım bellerinde

Dur yerinde hanım dur yerinde
Halkalar olsam kollarında
Kollarında hanım kollarında
On yıl bekledim yollarında

Nasıl bir sevda ile yazılmış. Nerede neler hissedilerek yazılmış kim bilir? Yollarında on yıl beklediği sevdiğine kavuşabilmiş mi bilinmez ama bir ömür unutamadığına inanıyoruz.

Esen rüzgârla hayallerden sıyrılıp üzerinde gezdiğimiz tepeye geri dönüyoruz. Bu hakim tepede bulduğumuz set için kullanılan taş kalıntıları neydi, kimden savunmuştuk burayı, neden hakim bir tepe seçilerek yapılmıştı, gözetleme noktası mıydı burası, neden daha önceden hiç duymadık burayı, bilinmeyen daha nerelerimiz, nelerimiz var gibi sorular istila etti beynimizi. Hiç birine şu anlık yanıt bulamadığımızı düşünerek tırmandığımız tepeden kafamızda sorular ile indik.

Gün bittiği için Bayburt yollarına dönme zamanımız yaklaşıyor. Kışın olduğu gibi gene korkak ve ürkek gözlerle kızıl tilki uğurluyor bizleri.

Orsor (Yoncalı) Köyü yolları bizi bekler dedik ve düştük görülecek son köyülerimizin yoluna. Orsor Çayı'nın sesini dinleyerek alabalık havuzlarının yakınında ağaçların altında oturmayı hayal edip güler yüzlü aile işletmesine uğramamak olmaz dedik. Trabzon'dan, Rize'den gelenlerle kalabalık olan işletme kalitesinden ödün vermemiş. Gene güzel gene lezzetli.. (Yolunuz Baksı'ya, Orsor'a düşerse ailecek gidilebilecek Koşat Alabalık Çiftliği'nde alabalık yemeden dönmeyin deriz.) Soframızı güzel yapan 'dost meclisi'mizin olduğunu da es geçmemek gerekli.

Orda bir köy var uzakta. Bizim gitmemizle şenlenen bizim gitmemizle düğün yerine dönen köylerimiz. Ova köyleri hariç çorak dağlarında bahar oldu mu rengarenk açan çiçekleri, hiç bir zaman eksilmeyen ebem otları, yemlikleri, kengerleri, gevenleri vs. en önemlisi de ruhu dinlendiren sessizliği olan köylerimiz.

Meşeleriyle ünlü Rumeli (Heybetepe) Köyü'ne gitmek için ezeli rakipleri Aksunk (Gümüşsu) Köyü'nden geçmeniz gerekmektedir. Her ne kadar birbirleri ile kız alıp vermiş olsalar da her durumda rakiplikleri ortaya çıkıyor. Hele aralarında bir kelem olayı var ki karşı tez olarak devletle olan elektrik kablosu olayı anlatılıyor. Köylülerden birebir dinledikten sonra uzun bir süre yüzümüzden tebessüm eksik olmadı. Alışık olduğumuz uzak köy yollarından sonra Rumeli'nden Bayburt'a kısa sürede gelmemiz şaşırtmıyor değil bizleri.

Nedeni bilinmez bir mutluluk, haz, ruh dinginliği veriyor ait olduğumuz çorak dağlar, topraklar, dereler, nehirler...

Memleket gibi yorgun olan Çoruh da durulmuş. Kışın kulağımıza fısıldadığı gibi gene fısıldıyor "Ben yaşlanıyorum, yaşlandırılıyorum. İyi bakın Ruh Irmağı'nıza.Yeni nesiller tor atamayacak dedeleriyle, annelerinden yiyecekleri dayağı göze alıp yüzemeyecekler mahallenin abileriyle. Tadamayacaklar bu güzellikleri. Dokunmayın bana, beni bana bırakın.."

Vedalaşma vakti geliyor 'Şehr-i Şahane'den. Esen rüzgarla ahenk içinde dans eden doğa yüzümüze havanın "hasını" vuruyor. Soğanlı Dağları'ndan selam geliyor bize. Yazın sıcağını serinleten kışın soğuğunu "mökkemleştiren" bir selam.

Bir yanımız buruk ayrılırken son mırıldanmalarımızı yapıyoruz Baki Tosun'dan.

Nihavent bir bestenin ara nağmesinde mi
Gurbete ayrılığa boyun eğmesinde mi
Hicran ateşi olup cana değmesinde mi
Kar düştü şakağıma ayamadım mihriban..

Mevsimler hüzzam mıydı neva mıydı rast mıydı
Buselik sevdalarla canımıza kast mıydı
Tarifsiz hülyalarla yıllar hep sermest miydi
Geçip gitti habersiz sayamadım mihriban..

Bilmem ki şarkılarda yüreğim neyi arar
Dökülen takvimlerde kılamaz oldu karar
"Mevsimler değişirken değişmeyen bir sen var"
Kıydım ömre sevdana kıyamadım mihriban..

Ve ruhumuzu bırakarak sevdalı olduğumuz topraklara düşüyoruz dönüş yoluna...

Anahtar Kelimeler:
sinem ayaz
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
Baki Tosun 6 ay önce

Makale-i Şâhane..

banner272

banner277

banner268

banner241