Öğretmen okullarının 162. Kuruluş Yıldönümü nedeniyle Bayburt Anadolu Öğretmen Lisesi tarafından bir kutlama programı düzenlendi. Şair Zihni Kültür Merkezi’nde düzenlenen programa Bayburt Valisi Kerem Al, Belediye Başkanı Hacı Ali Polat, Cumhuriyet Başsavcısı Mithat Kutanoğlu, Jandarma Alay Komutanı Jandarma Albay Halil Uysal, İl Emniyet Müdürü Mesut İnce, okul müdürleri, öğretmenler ve vatandaşlar katıldı. Programın açılış konuşmasını Bayburt Anadolu Öğretmen Lisesi Müdürü Rikap Cemil Kurt yaptı. Kurt konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Anadolu Öğretmen Liselerinde öğrenim gören gençleri çağın ihtiyaçlarına uygun donanımlarla yetiştirilmektedir. Modern, her türlü yeniliğe açık, bilimsel gelişmelerden haberdar öz güveni yüksek gençler olarak; göreve hazırlanmaktadırlar. Çalışkanlıklarıyla öğrencilerimiz geleceğin aydınlık Türkiye’sinin İlim ve teknolojide en yüksek noktaya ulaştıracaklardır. O zaman yurdumuz tarihimizin parlayan yıldızı olacaktır.
Türk Milleti’ne nitelikli öğretmen yetiştirmede önemli bir görevi yerine getiren bu okullarımız 162. kuruluş yıl dönümünde dimdik ayakta dururken; yetiştirdiği öğrencilerine Milli Kültürü, Milli duyguyu vererek gençliğe dengeli ve olgun bir kişilik ve düzgün ahlakı bir karakter aşılamıştır. Anadolu Öğretmen Lisesinde öğrenci olmanın önemini, yarın hayata atılınca üzerine düşen misyonu bu vatana ve millete neler vermesi gerektiğinin bilinci ile ‘mazide kalmadan geleceğe hazırlanmanın’ önemini kavratmanın gerekliliğini iyi bilmeliyiz. Anadolu Öğretmen Lisesi camiası olarak öğrencilerimizi iyi yetiştirmek zamanları ve fırsatları yerli yerinde kullanmak, bizlere büyük başarıları kazandıracaktır.Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını itiyat haline getirmiş milletler evvela haysiyetini, sonra hürriyetini ve daha sonrada istiklallerini kaybetmeye mahkumdurlar.’ Sözünü hatırlayarak çalışmak ve muasır medeniyetlere ulaşmak gayreti Anadolu Öğretmen Liselerinin hedefi olmuştur. Karanlıkların bitip aydınlıkların bizlerin olacağı ümidini yitirmiyoruz. Bu meşalenin sizler ve bizler yaşadığımız sürece elden ele dolaşarak insanlığa ışık saçmaya devam edeceği irade ve azmimizi hiç yitirmedik.
Bu duygular içerisinde tüm öğretmenleri selamlarken başta başöğretmenimiz olmak üzere ebediyete intikal eden öğretmenlerimizi rahmet ve şükranla anar bu programın hazırlanmasında emeği geçen yönetici, öğretmen, personel arkadaşlarıma ve sevgili öğrencilerime teşekkürü ifade ediyor, siz değerli konuklarımıza saygılar sunuyorum.”

Bayburt Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencilerinden Şeymanur Ateş’in okuduğu “Dünyanın bütün çiçekleri” adlı şiirle devam eden programın diğer konuşmasını ise Milli Eğitim Müdürü Süleyman Harmancı yaptı. Harmancı, öğretmenlik mesleğinin kutsallığına ve nesillerin eğitilmesindeki önemine değindiği konuşmasında şu cümlelere yer verdi:
“Bugün kuruluşunun 162. ci yıldönümünü kutladığımız öğretmen okullarının bu anlamlı gününde hepinizi saygı ile selamlayarak hoş geldiniz derken, kurulduğu günden bu güne kadar öğretmen okullu olup ebediyete intikal etmiş tüm öğretmen okulluları ve onları yetiştiren değerli hocalarını, başta Baş Öğretmen Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Ülkemizde bu günkü anlamda öğretmen yetiştirme sisteminin temelleri, 16 Mart 1948’de Sultan Abdulmecit zamanında Ahmet Cevdet paşanın öncülüğünde, İstanbul’da Darülmuallimin adıyla atılmıştır. Bu ilk adım, ilerleyen yıllarda çeşitli aşamalar ve gelişmelerle günümüze kadar sürmüştür. Bu değişim ve gelişim her geçen yıl yeni ivmeler kazanarak çağın teknolojik ve bilimsel değişikliklerine uygun gelişmeler kaydederek devam edip gitmelidir ve gidecektir.
Bir ülkenin istiklalini silahlı ordular, istikbalini ise maarif orduları temin eder. Uluslararası bir akademinin şöyle bir sloganı vardır “hiçbir sınıfta hiçbir öğrenci üstün donanımlı öğretmenlerden yoksun kalmamalıdır.” Eğitim öğretimde unutulmaması gereken bir gerçek vardır, hiç bir öğretmen kendi aldığı eğitimden daha iyi eğitimi vermesi pek fazla mümkün değildir. O halde istikbalimizin parlak ve geleceğimizin güvenli ve iyi olması için öğretmenlik mesleğine ve onların yetiştirildiği okullar olan öğretmen okullarına sahip çıkmamız, geleceğimiz adına buralara önem vermemiz ve buralarda bilgili, donanımlı, başarılı öğretmenler yetiştirmemiz bir mecburiyettir.
Anadolu Öğretmenler Lisesi öğrencileri olmanız nedeniyle ben sizleri birer potansiyel öğretmen adayı olarak görüyorum. Bunun için sizlerde bir öğretmen gibi davranışlar sergilemenizi, model ve örnek öğrenci olmanızı bekliyorum. Eğer bu ülkenin çocuklarının iyi yetişmesi, milletimizin dünya milletleri arasında saygın ve güçlü bir yerinin olmasını istiyorsanız, bir de içinizde insan sevgisi çoksa, maddi hazdan ziyade manevi hazdan mutlu oluyorsanız, insanlara karşı tahammüllü, hoş görülü ve sabırlı iseniz, üniversite tercihlerinizde öğretmen yetiştiren fakülteleri tercih etmenizi tavsiye ederim. Unutmayın ki öğretmenlik mesleği çok kutsal ve onurlu bir meslektir. Bu meslek; yaptığı işini seven idealist öğretmenlerle daha da onur ve itibar kazanacaktır. Şayet bu tavsiyelerime uyar ilerde bir gün bizlerin arasında öğretmen olarak, mesai arkadaşımız ve bir meslektaşımız olursanız, Baş Öğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün “Benim manevi mirasım ilim ve akıldır” dediği gibi her işiniz ilmin ve aklın süzgecinden geçirme ilkesinde olma, Fatih Sultan Mehmet Hanın “ya ben İstanbul’u alırım, ya İstanbul beni” karalılığında olma, Yunus Emre’nin “yaratılanı hoş görürüz yaratandan ötürü” hoşgörüsünde olma, Hz. Ali efendimizin “çocuklarınızı kendi çağınıza göre değil, onların yaşayacakları çağa göre yetiştiriniz” ileri görüşlülüğünde olmalısınız.
Ayrıca yetiştireceğiniz bu ülkenin bu ülkenin çocuklarını birbiriyle çekişen ve dövüşen değil, bilgide, beceride, başarıda, güzeli ve daha iyiyi yapmada yarışan ve bu yarışmalarda başarılı olanları kıskanan değil, ona imrenen tebrik ve takdir etmesini bilen olgunlukta ve şuurda olan insanlar olarak yetiştirmelisiniz. Unutmamamız gereken önemli bir şeyde, bu ülkenin her olumlu ve olumsuz işinde öğretmenler olarak bir payımızın olduğunu ve bu milletin vebalinin omuzlarımızda olduğunun bilinci ve sorumluluğunda olmalıyız. Sizlere şimdiden bu şerefli yolda başarılar diler, yolunuzun açık, ufkunuzun geniş ve sabrınızın sonsuz olmasını temenni eder, saygılar sunarım.”

Programda daha sonra Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencilerinden oluşan koro sahne aldı. Müzik öğretmeni Mecit Akyüz’ün şefliğinde birbirinden güzel eserler sunan koroya misafir olarak katılan Atatürk Üniversitesi Öğretim Görevlilerine günün anısına plaket takdim edildi.
Program Bayburt Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencilerinin hazırladığı “Ocak” adlı tiyaro eserinin sergilenmesinin ardından son buldu.

EMANET
diyor ki:
|
OKULLARDA BEDEN EĞİTİMİ DERSLERİ HAFTADA 4 SAATE ÇIKIYOR!... Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü (GSGM) temsilcilerinin de katıldığı “Haftalık Ders Programını Değerlendirme Çalıştayı”nda beden eğitimi dersinin haftada 4 saate yükseltilmesinin kabul edildiği bildirildi. * Güler misin, ağlar mısın? Beden Eğitimi Dersleri haftada 4 saate çıkarılacakmış. İnsanın gülesi geliyor... Yok, yok! İmkânı yok!... Haftada 4 saat bizi kesmez! * Hergün, her sabah önce 1 saat (ki haftada 7 saat eder) Din Kültür ve Ahlâk dersleri verilmeli; hemen ardından 2 saat beden Eğitim Dersleri olmalı ki 'akılsız beyinleri' sağlam vücut(!) taşıyabilsin... Beden Eğitimi dersleri haftada 14 saate çıkarılmak suretiyle ABD,Rusya,İngiltere ve hatta bilûmum AB ülkelerini de böylece sollamış oluruz. * Ne acayip ülkeyiz biz? AB raporlarında "Türkiye Fen Bilimleri"nde çok geri kalmış, denmesine rağmen kimsenin kılı kıpırdamıyor... Mantık Dersleri çoktan eğitimin karanlık dünyasına gömüleli yıllar oldu. Felsefe, Sosyoloji bitmek üzere!... Türk Dili ve Edebiyatı Dersleri mi? Geçiniz! ... Şimdi tarzanca moda!?... Fizik Dersleri mi? Aman, çok zor iş, iki haftada bir saat çok bile!... Kimya dersen ha keza; formüllerle kim uğraşacak? Biyoloji dersen kızarım ha?... Çevresini, bitkileri, hayvanları, insan vücûdunu tanımıyan mı kaldı bu dünyada?!... Onun için hastalıklar çoğaldı, doğa kirlendi, hayvanların nesli tükendi... Ehh, ayda 1 saat Biyoloji dersleri yeter de artar bile!.... Matematik demeyin sakın; kimin kafası basar ki?... Şimdi beynimi yoramam!... Maçlarda skorları bileyim yeter! Matematik dersleri tamamen kaldırılsa sevineceğim!... Tarih dersen, bana ne geçmişten? Yaşanmış bitmiş; ben halkların(!) kardeşliğine (!) bakarım!... Bölseler de, sömürseler de; ben sırt üstü yatarım... Yeter ki bana dolar verisnler ben ..... da satarım!... * Bize küçük bir kafa, şişirilmiş pazular, Herküles'in mertek bacakları gibi camuş bacaklar, manda ensesine benzer yağlı bir ense, ışığını kaybetmiş bir çift göz, yeter de artar bile... İçi boş kafayla hem Padişahımıza biad eder; hem stadyumlarda camuş bacaklarımızla topu en yükseğe dikeriz; sonra bu yoksul milletin ensesinde koza pişirir, at kimi kişneriz... * Çelimsiz bir vücûtta, sanki aklın sığmadığı iri bir kafa ve geniş bir alın; ışıl ışıl parlayan gözler, aydınlığa fışkıran pırıl pırıl bir zekâ, iz'an bizim işimize yaramaz ki... Bizim ülkemizin zeki, çalışkan, akıllı, düşünce ve ruh kahramanlarına ihtiyacı yoktur(!)... Olsa da böyle üretken bilim insanlarına zaten değer verilmez ki?! .. * Bize olsa olsa ya üfürükcü; ya da teşrifatcı eğlenceli bir hayat lazım!... Varsın bu gidişle eller aya gitsin; bizim ülke yaya kalsın!... * En iyisi biz, camuş bacaklarımızla yola revan olalım! Çok zorlanırsak üfürükcüye baş vuralım... * Kalkınmanın yolu, bilimin yolu eğitimden(!) geçer! MEB(!)ne hikmetse yıllardır kendinden geçer; O da yetmez, "Fen Bilimleri " deyince öğretmen atamadan vaz geçer!... Biz yerimizde sayarız; cümle alem bizi geçer!... * "81 ile 81 Üniversite" der; bineriz alt-yapısız bir alâmete, Önümüz karanlıktır; işimiz kalmıştır kıyamete!... Ömür kısa, yol uzun; düşman kavi, dert beter!... Bu komik hikâye de burda biter!... EMANET |
EMANET
diyor ki:
|
GELECEĞİMİZ GENÇLERİMİZ!... Bunlar bizim gençlerimiz!... Bu düzende yüzlerine ne talih güldü, ne de politikacılarımız?... Aldıkları diplomalar, okudukları kitaplar, seminerler, kurslar işe yaramayacak... İki, üç diplomalı hatta yüksek lisanslı nice gençler tanırım; çoğu işsiz! Günde 24 saat düş kırıklığı içerisinde hayata küsmüşler... * Gençlerimiz ne kadar donanımlı olurlarsa olsunlar iş bulabilmeleri için, ya iktidar erkini elinde tutan siyasilerin -deyim yerindeyse- çemberinden geçecekler; ya da KPSS denen ucûbe bir sınavıın adaletsiz, tutarsız sorularına yanıt vermek zorunda kalacaklar... Öyle bir sınav ki, Matematik Öğretmenine Biyoloji sorularının sorulduğu tutarsız bir sınav... * "Öğretmenlik Mesleği" nden söz açılmışken siyasi iktidarın 8 yılda bu mesleği nasıl yıprattığını; Milli Eğitim Politikasını "devlet" politikası olmaktan çıkarıp, "parti" politikasına nasıl dönüştürdüğünü unutmamak gerekir. OECD ülkeleri baz alındığında ülkemizin; İlköğretimde 216 bin 52, Ortaöğretimde 98 bin 453 öğretmene ihtiyacı var... Siyasi iktidarın aymaz tutumu bir tarafa; "Fen Bilgisi" alanında AB ülkelerinden çok geride kaldığımız gerçeğini de göz ardı etmememiz gerkir. Siyasi iktidarın 8 yılda Öğretmenlerimizi nasıl sınıflara böldüğünü, adaletsiz, hukuksuz, mesnetsiz uygulamalar içerisinde olduğunu, bütün eğitimciler (uzmanlar) durmadan vurguluyorlar... Ne yazık ki genç-dinamik, birçoğu yüksek lisanslı binlerce öğretmen, cafelerde yıllardır ömür tüketiyor; aş-iş istiyor, atama bekliyor...Ama kimin umurunda?...Kulaklar sağır, yürekler taş kesilmiş!... * "Öğretmenlik Mesleği" nin düşürüldüğü ayırımcı pozisyonlara bakar mısınız? -Kadrolu Öğretmen, -Sözleşmeli Öğretmen, -Ücretli Öğretmen, -Dershane Öğretmenleri, -İşsiz Öğetmenler!... * IMF Politikalarının verdiği zararlar bir yana, siyasi iktidarın kamu kesiminde istihdamı daraltması ülkemizde işsizliğin artmasına neden olmuştur. Aslına bakarsanız siyasi iktidarın gündeminde "Ulusal İstihdam Politikaları" yoktur. Üretim ve istihdam için kamusal planlama rafa kaldırılmıştır. Gündemi işgal eden konular- dış güçlerin etkisiyle- tamamen siyasi olup; ekonomiye, paraya taalluk etmeyen popülist yaklaşımlardan ibarettir... * Sonuçda gençlerimizin emeklerini zâyi, umutlarını boşa çıkaran aymaz siyasetcilerden hesap sormanın ve de bunlardan "demokratik yollardan" kurtulmanın bilincinde olmalıyız!... Unutmayalım ki, aymaz ve de ahlâksız siyasetcileri dokunulmazlık zırhına büründürerek; erişilmez putlara çevirdiğimiz zaman, gençlerimizden daha çook kurban talep edeceklerdir... * Bütün bu olumsuzluklara ve olanaksızlara rağmen gençlerimiz bilmeliler ki; "Bilim öğrenmeyi ar bilen herkes; Dünyada marifet kazana bilmez." * Ve son olarak umutsuzluğa kapılmadan, şu güzel öğüte odaklanmamız gerektiğini unutmayalım: "Bir bilim öğrenmek istedikte sen Çalış ki, her şeyi kâmil bilesen Kâmil bir palancı olsa da insan İyidir yarımçık şapkacılıktan." (Nizamî Gencevî) * Yaşamın bilincine varıp; işini tam yapanlara ne mutlu!... EMANET |
- Büyümüşte küçülmüşler…
- YGS Şampiyonları Vali Al’ın makamında
- Bu kızların sulu boyaları her derde deva!
- Proje yarışmasında bu defa varız
- "Okul öncesi eğitimde başarı elde ettik"








