Türkülerde ve Manilerde Bayburt ve Bayburtlu...

Bayburt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimler Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü tarafından ‘Bayburt Türküleri ve Manileri’ konulu bir panel düzenlendi.

Türkülerde ve Manilerde Bayburt ve Bayburtlu...
Bayburt Postası - Panele, Türk Dili ve Edebiyat Bölümü Başkanı Prof. Dr. Hamdi Güleç ile Doktor Öğretim Üyesi Osman Oruç konuşmacı olarak katıldı.

Türkoloji Kulübü tarafından düzenlenen konferansta “Bayburt Manilerinde İnsan Toplum ve Tabiat Unsurları” konulu bir konuşma yapan Prof. Dr. Hamdi Güleç, “Bayburt manilerinde Bayburt insanının civanmertliği, dürüstlüğü, sevgiliye olan bağlılığı, kararlılığı ve değerlerine sımsıkı bağlılığı anlatılmaktadır” dedi.

Konuşmasında Bayburt manilerinden örnekler veren Prof. Güleç, "Bayburt manileri birer giz küğü gibidirler, Bayburt halkının gelenek, görenek, inanç ve hayat tarzını kısaca her şeyini yansıtırlar. Bayburt manilerinde sevgi fedakarlık yanında üzüntünün de ifadeleri vardır. Aile büyüklerine duyulan saygı yanında anne ve baba sevgisi ve hasreti de yankılanmaktadır. Bayburt manileri, Bayburt halkının gizemli dinyasını, kısaca herşeyini yansıtmaktadır” diye konuştu.

“Bayburtlu'yu Bayburt Türküleri Üzerinden Okuma Denemesi” adlı bir konuşma yapan Doktor Öğretim Üyesi Osman Oruç, çalışmada türkülerin hikâyelerinden ayrı olarak metin odaklı bir yöntemle ele aldındığını belirtti.

Türkülerin, bireylerin ve toplumların hikâyelerini ihtiva eden ve bu muhtevayı yoğun bir dil ile anlatan metinler olduğunu söyleyen Oruç, “Yeryüzünde mevcut bütün milletlerin, bizdeki türkü ile eşdeğer şiirsel metinleri vardır ve bütün bu metinler esasında insanlığın ortak yazgısını kelimelere döken kültür değerleridir. Türkler de yaşadıkları çeşitli coğrafyalarda ve değişik zaman dilimlerinde tecrübe ettikleri hayatı, bu hayatın değişik cephelerini; kederleri, sevinçleri, felaketleri, kahramanlıkları, yoksunlukları sözlü ve yazılı olarak ifade etmişlerdir. Bu anlamda Anadolu mümbit bir coğrafyadır ve bu mümbit coğrafyada Bayburt'un da özel bir yeri vardır. Öteden beri savaşlar, göçler gibi büyük kitleleri etkileyen pek çok tarihi hadiseye bu topraklar da şahitlik etmiştir ve Bayburtlu, hafızasının bir kenarına bütün bu yaşananları kaydetmiş ve sonrasında da türkü olarak üretmiş ve geleceğe emanet etmiştir. Dolayısıyla türküler, milletlerin kelimelere dökülen hafızalarıdır, kitlelere millet olma şahsiyetini kazandıran büyük bir kıymeti haiz zenginliklerdir” dedi.

Osman Oruç, Bayburt Türkülerini metin odaklı olarak değerlendirdiği konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Sevip de kavuşamayan bir âşıkın çığlığı..

Baba Ben Derviş miyem adlı türküde, sevip de kavuşamayan bir âşıkın çığlığı duyulur. Sevdiğinin bir başkasına varması karşısında sabır, metanet göstermenin zoluğunu, imkansızlığını "Baba ben derviş miyem?" nidasıyla ifade eder âşık.

Baba ben derviş miyem / Kürkümü geymiş miyem / Ben sevim eller ala / Niye ben ölmüş müyem

Sevdiği kız başka bir köye gelin giderken, âşık evin damını loğlamaktadır ve tam bu sırada âşıkı meyus eden, onu yıkıma uğratan manzarayla karşılaşır. Bu trajik gerçek karşısında âşık, kendisini bundan sonra bir "hasta" olarak tanımlamaktadır.

Çıktım dam loğlamaya / Yârimi kollamaya / Yârim dağları aştı / Başladım ağlamaya
Karşıda kara koyun / Tutun çadıra koyun / Yârinden ayrılanın / Adını heste koyun

Bir askerin ağzından Bayburt'a methiye

Bayburt'un İnce Yolunda adlı türküde bir askerin ağzından Bayburt'a bir methiye dizilir. Asker Bayburt'u anlatırken, buradaki yaşanmışlıklarını, hatıralarını söz konusu ederek kendisi ve Bayburt arasında bir özdeşlik kurar. Bayburt kalesinde kaftanı, yeleğinin düğmesi, top gülü kalan asker, bütün bu nesnelerin/eşyaların Bayburt'ta kalmasını, kendisiyle Bayburt arasında tesis edilecek manevi bağda birer değer unsuru olarak yorumlar. Askerin teskere almasına üç gün kalmıştır ve yakında Bayburt'tan ayrılacaktır ancak bir yanıyla hep bu şehirde kalacaktır.

Bebeğini kaybeden annenin acısı: Ninni

Ninni formunda söylenen Bebeğin Beşiği Çamdan adlı parçada, bebeğini kaybeden bir annenin acı çığlığı yankılanır. Ölen bebeğinin ardından yaktığı ağıtta yavrusunu yitiren bir annenin kahreden acısı dizelere dökülürken, bir yandan da anne, Şam'dan dönecek olan babaya karşı da kendini sorumlu hisseder.

Bebeğin beşiği çamdan / Yuvarlandı düştü damdan / Bey babası gelir Şam'dan / Nenni de nenni nenni de bebek

Bebek beni deleyledi / Yaktı yıktı kül eyledi / Her kapıya kul eyledi / Nenni de nenni nenni de bebek

Bayburt'un ve komşu havalinin işgali

Bir Sandığım Vardır Sırmadan Telden adlı türkü seferberlik senelerinin felaketli günlerini, yoksunluklarını bütün gerçekliğiyle adeta fotoğraflandırır. Bayburt'un ve komşu havalinin işgale uğraması karşısında apar topar evini barkını terk etmek durumunda kalan Bayburtlu'nun içlenmelerini bütün samimiyetiyle duyarız.

Tecrübe edilen zamanın, yazgının katlanılmazlığı insanın yüreğine dokunan bir ustalıkla,

Akşamdan yükleri tay eylediler / Sabahtan öküze hoy eylediler / Erzurum satıldı pay eylediler
Sene gardaş sene ille bu sene / Gide de gelmiye bu kötü sene

dizeleriyle, bir daha unutulmamacasına hafızalara işlenir ve gelecek kuşaklara tarihi bir sahne olarak emanet edilir. Sadece bu iki dize, savaşın hüküm sürdüğü çetin dönemleri bütün çıplaklığıyla anlatmaya kadir yoğunlukta bir manaya sahiptir. Türküde geçen Erzincan, Erzurum ve Bayburt esasen bütün vatan toprağına temsilen ifade edilir. Vatan toprağını işgal eden ve burada yaşamakta olan insanların hayat düzenini alt üst eden düşman, "Yıkılsın düşmanın taciyle yurdu" dizesinde Bayburtlu'nun ilençlerine muhatap olur.




Coğrafya, tabiat ve sevgiliye dair...

Can Maral Can Guş Gayadan Seslenir adlı türküde âşık yaşadığı coğrafyayı sahiplendiği gibi, o coğrafyanın bir parçası olan sevgiliyi de sahiplenir.

Ey can maral can, dağ bizim maral bizim / Can maral ay balam, dağ bizim maral bizim
Ey can maral can, eller burda ne gezer / Can maral ay balam, eller burda ne gezer

Âşığın yaşadığı tabiat parçasındaki maral (dişi geyik) nasıl ki o coğrafyaya aittir, aynı şekilde bu tabiat parçası üzerinde yaşayan sevgili de âşığına aittir. Dağlar ve maral arasındaki aidiyet ilişkisi ne kertede tabii ise, âşık ile sevgili arasındaki aidiyet ilişkisi de o ölçüde tabiidir. Bu bağlamda Divan Edebiyatında görülen âşık-râkip çatışmasının bir benzerini bu türküde de görüyoruz. Divan Edebiyatında nasıl ki sevgilinin mahallesi âşıktan sorulur, burada da âşık ellerin/yabancıların sevgilinin coğrafyasında gezip dolaşmasını yadırgar.

Sevgiliye güzelleme...

Güzel Vasfeyleyim Hallerin Senin adlı türkü, âşık makamından sevgiliye bir güzellemedir. Türküde sevgili, âleme destan diliyle ve kemere yakışan beliyle âşıkın coşkulu bir biçimde övgüsüne mazhar olur. Türkünün devamında sevgilinin güzelliğini takdir eden âşıkın tersine; onu tarlaya çalışmaya gönderen kimseler vardır ve âşık bundan şikâyetçidir. Zira âşıkın nezdinde sevgili, saçı huriler ve periler tarafından taranmaya ve doğudan batıya bütün insanların kendisine cariyelik yapmaya layık olduğu üst bir konumdadır.

Güzel vasfeyleyim hallerin senin a beyler / Aleme destandır dillerin senin / Kemere yakışır bellerin senin

Nasıl kıydı yolladılar tarlaya a beyler / Huriler periler saçın taraya / Mağripten maşrike sana cariye

Burada âşıkla sıradan insanların, bir değer öznesi olan sevgiliye bakış açıları arasındaki tezat aynı zamanda bir gönül insanı olan âşıkla diğerleri arasındaki düzey farkını da açık eder."

Al Çuha Mavi Çuha, Alkanlar İçinde Yatan Meleğim, Baba Ben Dervişmiyem, Bayburt’un İnce Yolunda, Karşıki Dağlar Kara Dolu, Karanfil Eker misin, Köprünün Altı Diken (Zöhrem), Örene Bak Örene, Sarı Kavun Dilimi adlı Bayburt Türkülerini de değerlendiren Oruç, konuşmasını şu ifadelerle tamamladı:

"Bu çalışmanın sınırları dâhilinde ele alınan türkülerde, esasen Türk milletinin ortak karakterini ele veren tablolar, Anadolu coğrafyasında yakılan bütün türkülerde de müşahede edilen ortak duyarlılığın, Bayburt özelinde görünüm biçimlerinden başka bir şey değildir. Bu manada türküler insanımızın sevdasını, felaketler karşısındaki hüznünü, acısını, vatan duygusunu geçmişten bugüne taşıyan ve geleceğe emanet eden; bu yanıyla kitlelere ruh üfleyen ve bir millet olma şahsiyetini tesis eden en muteber kültür unsurlarımız olarak öteden beri hayatiyetlerini devam ettirdikleri gibi, milletimizin varoluşunun kanıtları olarak yaşamaya devam edeceklerdir."

Yerel sanatçılar tarafından Bayburt Türkülerinden örnekler de sunulan panelde, Güleç ve Oruç'a İnsan ve Toplum Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Serdar Göktaş ve Öğretim Üyesi Turgay Kabak tarafından plaket takdim edildi. 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
a.raci polat 7 ay önce

harika bir oturum,tşkler,ayrıca bayburt kadim şehir ile alakalı çalıştay yapılsa.sevgi ile

Misafir Avatar
bayburt 7 ay önce

bu üniversitede hiç boş durmuyor.her gün bir etkinlik.

banner268