Bu öykü Bayburt'un öyküsü

Civar köylerden, kentlerden karışan kafilelerle kervan çoğaldıkça, ilerleyen kağnıların taşıdığı yük, son nefesini verinceye kadar halden düşenlerle bir bir değişiyordu…

Bu öykü Bayburt'un öyküsü
1914 - 1916 yılları arasında Anadolu’nun doğusundan batısına doğru uzanan göç kervanı Bayburt’u da içine katıp götürmüştü. En yiğitlerini cepheye göndermiş çoğunluğu yaşlı ve çocuklardan oluşan ve savaşın tüm ağırlığını üzerinde taşıyanlar için zaten göçmekten başka bir hal yoktu...

Yanmış tarlalardan toplanmış buğdaylarla yüklü kağnıların bir biri ardına dizildiği, sıra dağların ardına doğru süzülen bu ağır yürüyüş mahşer gününü andırıyordu sanki… Civar köylerden, kentlerden karışan kafilelerle kervan çoğaldıkça, ilerleyen kağnıların taşıdığı yük, son nefesini verinceye kadar halden düşenlerle bir bir değişiyordu… Cansız bedenleri toprağa gömüp geride bırakan kervanın yükü azaldıkça, gücü de tükeniyordu…

***

O günlerin canlı tanığıydı Bedriye İmaç… Anlattıkları ise o günleri yaşayanların ortak hatıratıydı…

1987 yılında 103 yaşında aramızdan ayrılmadan önce asırlık ömrünün silinmeyen izlerini asırlar geçse de unutulmasın diye anlatan bu Türk kadınının kısa muhacirlik anıları, Bayburt’un o yıllara ait sözlü tarihini de özetler gibiydi…

Pek azı neşriyat haline getirilebilen ve yazılı tarihte Bayburt Postası koleksiyonlarında da yer bulabilen işte o muhaceret öykülerinden sadece biri…

***

Anlatan: Bedriye İmaç
Yaş: 90
Yer: Bayburt Merkez
Anlatılan: Muhacirlik
Tarih: 1974

“Şinkilâl muhacir olacağız, anladım! Üç araba, dört at kapının önünde yükledik. Arabaya iki kurun yağ yükledik, yataklarımızı, kilimlerimizi işte böyle şeyleri yükledik, ağlaya ağlaya girdik yola. Gittik Siptoros'un (Oruçbeyli) düzüne barhana kurduk. O top arabaları nasıl gelip geçiyor. Ben yumurta pişiriyorum ki, yiyip de yatalım. Tabii öküzleri de arabalardan açtık. O sırada Mustafa Bey'in öküzü yetmesin mi? Ara babam ara, bir yerde yok. Neyise buldular öküzü, yola girdik. Oradan gittik. Oradan gittik, gittik. Bir yerlere gittik. Toplar nasıl gümbür gümbür ediyor, top sesleri arkalarındaki dağlardan geliyor. Üreklerimizde bir korku var, kaçıyoruz, nerelere geldik, bilmiyorum. Dediler ki aramızda ölü var. Gelen göçler bizi geçiyor, gelen göçler bizi geçiyor. Siniz'in önüne indik. Orada barhana kurduk. Siniz'in önüne bir araba yığıldı ki, size nasıl deyim! Ha bele kıyamet! Gittik bir eve, yarım çuval un götürdük.  Orada tandır var, büyüük bir tandır. Orda ekmek pişirdik, bir koca çuval ekmek etti. Aldık ekmekleri, kaldırdık barhanayı, yola gittik. Kelkit'in bir yerinde geceledik. Orada bir adam vurdular. Niye vurdular bilmiyorum ama bizim heriflerin çok canı sıkıldı. Bir perişanlıkla, yollarda ağlaya sızlaya Sivas'ın önüne kadar gittik. Orada dediler ki, daha ileri gidemezsiniz. Arabalarla yaralılar taşınıyor ki, görseniz ha bele yüreğiniz sızlar. Yollarda hastalanan bir yanda, çocuklarını terk edip gidenler bir yanda. Ölülerini gömmek için kazma kürek arayanlar bir yanda, bir perişanlı ki sorma...

Sivas'ın önünde dediler ki gidemezsiniz ya! Bizimkiler vurdular Çamlıbel'e doğru. Çamlıbel'e vurduh, barhana kurduk Çamlıbel'de. Teeeyyy! Bilmem ne kadar barhana, kıyamet, ana baba günü. Silah sesleri gümbür gümbür geliyor. Dediler ki eşkıyalar baskın yaptı. Bizi soktular arabaların altına. Arabaların altına gizlendik. Herifler silahları aldı, dayanıyorlar. Bu eşkıyalardan üç kişiyi tuttular bizim herifler, onları çamlara bağladılar. Ama nasıl silah sesleri geliyor. Biz korkumuzdan arabaların altında yattık yüzükoylu. Neyise, korka, titreye sabahı ettik. Sabah oldu, bizim herifler o üç hırsızı çözdüler, onlara birer şamar attılar, haydi gidin dediler, selbes bıraktılar.

Gittik, gittik, gittiiiik... Yol değil ha! Çamların arasından, dağdan bayırdan gidiyoruz. Ayaklarımızda hal kalmadı. Narğazan'a geldik. Narğazan'da barhana kurduk. Barhana kurduk ama hepimiz perişan. Anam hasta, ezem hasta. Yola bu halde nasıl gideceğiz?

Herifler çamları kestiler, çamlardan keşan yaptılar. Bir dikten ineceğiz. Göçleri bağladılar, kilimleri sardılar, yuvarlak bir şey yaptılar. Bizde daha cahal, ağlıyoruz, gülüyoruz derken kaya kaya o yokuştan indik. İndik ki düüüz! Sular akıyor. Kazanlar kuruldu, yedik, içtik, o gece orada yattık. Sabah oldu, yola girdik. Yolda görsen her çalının altında bir ölü. Atmışlar yolların üzerine. Bir koku, bir koku ki burnun kırılır.

Balahorlu Feyzi Bey köyden çıkarken iki araba buğday yüklemiş. Ey kâfirin oğlu, Urum'un oğlu, ha şimdi iki araba buğday yüklemenin sırası mı? Arabaları boşattılar, attılar, ele buğdaylar ki adam kıymıyor ki baka! Kanayaklıların elleri koyunlarında kaldı. Arabalar yükledi milleti, biz de bindik arabalara. Bizim de dört atımız yüklü. Ablamın halıları yüklü. Üç at da Ardahanlı’ların var. Hepimiz birden girdik yola, gittik gittik vurduk bir dağa. Dağı eşmişler, eşmişler yapı yapmışlar. Ele yapılar yapmışlar ki, üstünde toprak yok, sırf ağaç. Ele keşanlarla üstünü örtmüşler ki görsen! O dağı neyse bir hal geçtik. Bir bağlık yere düştük, bir hana konduk. Bir hana konduk ki kimimiz hasta ki ne hasta!

Hepimiz yorgun. Yol git git bitmez. Nereye gideceğimiz, nerede duracağımız belli değil. Gene yola girdik, bir düz ovaya indik. Orada emim öldü, ezem öldü. Götürdüğümüz yataklardan kefen yaptık. Paşa dedem öldü, Mustafa dedem, anamgilin dayıları, düştü, gözleri görmüyor. Düştü arabadan aşağı, o da öldü. Kaç tane ölü? Yandı ocaklar, yuma yok, nerde yunacak, kim yuyacak? Onları öylece gömdüler. Gittik biraz oyanı, Nazmiye'nin Cevahir kızı vardı, o da düştü arabadan öldü mü? Orda barhana kurduk mu, onu da gömdük mü? Bir zulumatlık var ki sorma. Oradan kalktık, Zile'nin düzüne vardık. Barhanayı kurduk. Oturacak bir yapı aradık, uzatmayalım, yapıyı bulduk, yerleştik. İki sepet mum getirmiştik. Onları yaktık. Ben malları sağdım, yoğurt mayaladım. İdare ettik işte”

(Kaynak: Sabri Özcan San / Bayburt Postası Arşivinden)
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
Nezahat Sevgi 1 yıl önce

Fazlası var, eksiği yok.! Çocuklara uyuturken masal anlatılır ya, biz de babaannemden bunları dinlerdik hemen her gece. Rabbim bir daha yaşatmasın.!!!

Misafir Avatar
senem özden demiroğlu 1 yıl önce

Çok etkilendim ve çocukluğumda dedelerimden nenelerimden dinlediklerimle çok benzer aslında bunların kitap halinde yayınlanması gerekli diye düşünüyorum

banner284

banner272

banner277

banner283

banner268

banner241