Bayburt tarihinde "gizli" bir sayfa: Bayburdiler

Bayburt tarihinde saklı ya da şimdiye kadar gün yüzüne çıkmamış bir araştırma konusu… Konu; İran’ın Eher kentinde yaşayan ve Türk soyundan geldiği iddia edilen “Bayburdiler” üzerine kurulu… Konuyu yıllardır araştıran ve bulduğu ipuçlarını tarihi kaynaklarla doğrulamaya çalışan iddia sahibi Kasım Gelen, Farsça’da ‘Bayburtlu’ anlamını içeren ‘Bayburdi’ kelimesinin ilgili yöre ile kısmen değil doğrudan bir ilişkisi olduğunu söylüyor… Çünkü İran’ın Eher kentinde “Bayburdi” soyadıyla yaşayanların, tam 500 yıl önce -Safeviler döneminde- doğduğu toprakları yani Bayburt’u terk etmek zorunda kalanların soyundan geldiğini ileri sürüyor…

Bayburt tarihinde

Bayburt tarihinde saklı ya da şimdiye kadar gün yüzüne çıkmamış bir araştırma konusu… Konu; İran’ın Eher kentinde yaşayan ve Türk soyundan geldiği iddia edilen “Bayburdiler” üzerine kurulu… Konuyu yıllardır araştıran ve bulduğu ipuçlarını tarihi kaynaklarla doğrulamaya çalışan iddia sahibi Kasım Gelen, Farsça’da ‘Bayburtlu’ anlamını içeren ‘Bayburdi’ kelimesinin ilgili yöre ile kısmen değil doğrudan bir ilişkisi olduğunu söylüyor… Çünkü İran’ın Eher kentinde “Bayburdi” soyadıyla yaşayanların, tam 500 yıl önce -Safeviler döneminde- doğduğu toprakları yani Bayburt’u terk etmek zorunda kalanların soyundan geldiğini ileri sürüyor…

İleri sürülen bu iddianın doğruluğu kanıtlanırsa; Bayburt tarihinin 1500’lü yıllardan sonraki bölümü ya tekrar gözden geçecek ya da yeniden yazılmak zorunda kalacak!

Bayburt tarihini yeniden yazdıracak ya da söz konusu tarihin bazı bölümlerine -özellikle 1500’lü yıllardan sonrası- bilgilere ilave edilmek zorunda kalacak olan bu konuyu; yazılı kaynaklara dayandırarak, söz konusu bilgileri canlı şahitleriyle aktarmaya çalışan Kasım Gelen, sahip olduğu bilgilerle belki de iddia ettiği gibi bilinmeyen bir geçmişe ışık tutuyor!

Bayburdiler konusunun; tarih açısından önemli bir değer taşıdığını ve tam beş yüz yıllık bir birikime sahip olduğunu ileri süren Kasım Gelen, “Bu beş asırlık tarih içinde, kim bilir ne bilgiler, ne belgeler ve ne hatıralar saklıdır.” diyor… Kasım Gelen, iddiasını yazılı kaynaklar vasıtasıyla ortaya koysa da, ona en büyük desteği veren; nüfusu aza indirgenemeyecek kadar kalabalık olan ve bugün halâ İran’ın Eher kentinde Bayburdi soyadı ile yaşayanların ta kendileri!

1500’lü yıllarda, safında yer aldığı Safeviler’in savaşı kaybetmesi ile doğduğu toprakları terk etme sürecini ve günümüzde Bayburdi soyadı ile İran’ın tanınmış simaları arasında nasıl yer aldıklarını anlatan yazı dizisini, Kasım Gelen’in kaleminden okuyacaksınız…

Kasım Gelen'in kaleminden...

Seneler önce İranlılar arasında “Bayburdi” soyadını duyduğumda çok heyecanlanmıştım. Farsça’da “Bayburdi” kelimesi “Bayburtlu” manasına gelip, bu durumun ya bizim Bayburt ile ilişkisi vardı; ya da Bayburt adlı başka bir yer olup orayla ilişkisi olabilirdi. Üçüncü bir ihtimal söz konusu olamazdı. İşte yıllardır bu heyecanı taşımaktaydım. Acaba bu “Bayburdi”lerin bizim Bayburt ile ne ilişkileri vardı?

Nihayet geçen sene (2009) yaz tatilim sırasında Bayburt’ta Kırali Petrol’de İranlı bir turist aile ile karşılaştım. Bu aile ile hoş geldiniz edip sohbet ederken bana: “Bizim Tebriz’e bağlı bir Eher Şehri var. Bu şehirde Bayburdiler yaşıyorlar. Hepsi de okumuş, doktor mühendis gibi kültürlü insanlar. Acaba o Bayburdiler’in şehriniz bu Bayburt’la ne ilişkileri var? Muhtemelen onlar bu Bayburt’tan gitmişlerdir.” dediğinde sevincim bir kat daha arttı. Çünkü bu İranlının, o Bayburdiler’in kökeninin bizim Bayburt’umuzdan kaynaklandığı ihtimalini belirtmesi, İran’da Bayburt adlı bir yerin olmadığını gösteriyordu. Ayrıca Bayburdiler’in merkezlerinin Tebriz’e bağlı Eher Şehri olduğunu da öğrenmiş bulunuyordum. Bu İranlı aileye, Bayburdiler’i benim de duyup bu konuyu çok merak ettiğimi, kısmet olursa ileride bu konuyu araştıracağımı söylemiştim.

Kısmet oldu bu sene de 31 Temmuz - 04 Ağustos 2010 tarihleri arasında ailece bir Tebriz ziyareti gerçekleştirdik. Konumuz dışında olduğu için bu ziyaretin detaylarını burada anlatacak değilim. Fakat şunu söyleyebilirim ki, Türkiye’den birisinin yolu Tebriz’e düştüğünde tahmin edemeyeceğimiz şekilde büyük bir misafirperverlik ve sevgi ile karşılanıp, bir anda kendisini evinde misafir etmek için adeta birbirleriyle yarışan onlarca Tebrizliyle karşılaşabilir.

İşte biz de bu misafirperver insanlardan birisi olan taksici Celal Muhammedi Bey’le karşılaştık. Israrla bizi evine davet etti. Daha fazla Celal Bey’in ısrarlarına dayanamayıp, öğlenden sonra saat ikide hazır olacağımızı, bizi otelden almasını söyledik. Tam saat ikide gelip bizi otelden alarak evlerine götürdü. Hane halkı, burada kelimelerle anlatamayacağım bir sevgi ile bizi karşıladılar. Sanki kırk yıllık dostmuşuz gibi bir anda kaynaşıp sohbete koyulduk. Biraz sonra hanımlar çok nefis İran yemekleri hazırlayıp bizi sofraya davet ettiler. Hazırlamış oldukları nefis İran yemeklerini yiyip çay içerek sohbetimize devam ettik. Sohbete de doyum olmuyordu. Gece saat on ikiye kadar oturduğumuzu belirtirsem herhalde dostluğumuzun ve kaynaşmamızın derecesini biraz olsun anlatabilirim. Ayrıca gece kalmamız için de çok ısrar ettiler. Fakat otel parasını peşin verdiğimizi bahane ederek hane halkı ile vedalaşıp otelimize döndük. Celal Bey yarın da bizi köylerine götürmeyi teklif edince can-ı gönülden kabul edip yarın köylerine gitmeyi kararlaştırdık.

İlk Bayburdi ile karşılaşmamız... 

Celal Bey 02 Ağustos 2010 Pazartesi günü sabah saat dokuzda bizi otelimizden alarak Tebriz’e 100 km. mesafede, Eher’e bağlı olan köylerine hareket ettik. Günlük güneşlik çok güzel bir hava vardı. Tatlı tatlı sohbet etmekteydik. Eher’e yaklaştıkça heyecanım kat kat artıyordu. Eher’deki Bayburdiler’in bizim Bayburt’la inşallah ilişkileri vardır; inşallah bir hayal kırıklığına uğramam diye dua ediyordum.

Dr. Behruz BayburdiNihayet Eher’e vardık. Eher de tıpatıp bizim Bayburt’a benzemekteydi. Bayburt’ta olduğu gibi büyük şehirlerin o keşmekeş hali yoktu. Sakin, huzurlu bir şehirdi. Heyecanla arabayı çarşıda müsait bir yere park edip, bir esnafa Bayburdiler’i sordum. O esnaf hemen bulunduğumuz cadde üzerinde (Yadbud Meydanı) üç tane Bayburdi doktorun muayenehanesini gösterdi. Diş doktoru Vahid Bayburdi’nin muayenehanesine gittiğimizde muayenehane kapalıydı. Sonra biraz aşağıdaki pratisyen hekim (küçük) Behruz Bayburdi’nin muayenehanesine gittiğimizde orası da kapalıydı. Daha sonra caddenin karşı tarafındaki kulak burun boğaz mütehassısı ve estetik cerrahı Dr. Behruz Bayburdi’nin muayenehanesine gittiğimizde, sekreter hanım, Dr. Behruz Bey’in şu anda ameliyathanede olduğunu söyledi. Bizim Bayburt’tan geldiğimizi, Bayburdiler’in bizim Bayburt’la bir ilişkilerinin olup olmadığını öğrenmek istediğimizi doktor beye iletmesini istedik. Sekreter hanım ameliyathaneye gidip talebimizi doktor beye iletti ve biraz sonra gelip, doktor beyin bir saat sonra ameliyathaneden çıkacağını belirtmesi üzerine, zamanımızın kısıtlı olduğunu, bir saat bekleyemeyeceğimizi tekrar doktor beye iletmesini rica ettim. Bu talebimi de doktor beye iletip az sonra tekrar yanımıza geldi.

Doktor Bey: “Aman gitmesinler; yarım saate kadar çıkarım!” demiş. Doktor Bey’den bu mesajı alınca çok sevinip; aman gitmesinler dediğine göre Bayburdiler’in Bayburtlu olma ihtimali iyice ağırlık kazanıyordu.

Dr. Behruz Bey’i beklerken Celal Bey’le tekrar çarşıya inip esnafla sohbete koyulduk. Esnaftan Kasım Halili Bey’e de durumu anlatınca hemen bize Bayburdiler’den Muhammed Rıza Süleymani Bey’i bulup getirdi. Süleymani Bey’le hoş geldin edip hal hatır sorduktan sonra Süleymani Bey’e: “Süleymani Bey! Biz Bayburt’tan geliyoruz! Seneler önce sizin bu Bayburdi soyadınızı duyup, acaba bu Bayburdiler’in bizim Bayburt’la ne ilişkisi var diye merak ediyordum! Geçen sene de Bayburt’ta karşılaştığım bir İranlı, Eher Şehri’nde Bayburdiler’in olduğunu, hepsinin de doktor mühendis gibi okumuş kültürlü insanlar olduğunu söylemişti! Şimdi de kısmet olup yolumuz Eher’e düştü! Bu Bayburdiler’in hikâyesi nedir?” diye heyecanla sordum.

Süleymani Bey de duymayı can-ı gönülden arzuladığım şu sözleri söyleyince adeta dünyalar benim oldu:

“Evet, biz Bayburdiler’in kökeni sizin Bayburt’tan gelmedir. Safeviler döneminde Bayburt’un bir kısım halkı Safeviler’in safına geçip Osmanlı’ya karşı savaşmışlar. Tabii bunlar yenilip Bayburt’tan kaçarak Safeviler’e sığınmışlar. Şah İsmail de bunlara kucak açıp fermanla Eher’de köyler bahşederek bunları burada iskân etmiş. İşte bizler de o Bayburdiler’in torunlarıyız ve Bayburtluyuz.” dedi.

İşte Bayburt tarihindeki saklı bu sayfa Süleymani Bey’in bu sözleri ile aralanmış oluyordu. Süleymani Bey sözlerinin devamında: “O dönemlerde Osmanlılara karşı savaşan bu komutanlardan İkinci Kara Han Sultan Bayburdi’nin Eher Müzesi’nde mezar taşı var. O mezar taşında tarihi de var. Ayrıca merhum Albay Hüseyin Bayburdi’nin yazmış olduğu “Eresbaran Tarihi” kitabında da bütün bu tarihi olaylar ve Bayburdiler’in Bayburt’tan göçleri ve Eher’de iskân edilmeleri hadisesi yer almaktadır. Eher Kütüphanesi’nde bu kitabın bir nüshası var.” dedi. Süleymani Bey’e çok çok teşekkür edip, şu anda sevincimi kelimelerle ifade edemeyeceğimi, kısmet olursa Bayburt’a dönüşte ilk işimin bu sevinçli haberi Bayburtlulara ulaştırıp ilk etapta bu konuda bir makale yazmak, daha sonra ise bu tarihi olayı kitaplaştırmak olacağını, bu konuda değerli katkılarını beklediğimi söyledim. Sağ olsun Süleymani Bey de bana belgesel niteliğindeki her türlü evrak ve dokümanı hazırlayıp göndereceğini söyledi.

Kasım Gelen ve Dr. Behruz BayburdiSüleymani Bey’le vedalaştıktan sonra Dr. Behruz Bayburdi’nin muayenehanesine geldik. Dr. Behruz Bey de heyecanla bizi beklemekteydi. Adeta beş yüz senelik hasretliği giderir şekilde sarılıp hoş geldin ettik. Dr. Behruz Bey’e; artık Bayburdiler’in tarihini öğrendiğimi, bizlerin hemşeri olduğumuzu söyledim. Dr. Behruz Bey çok duygulandı. Kendisi daha önceki tarihlerde Bayburt’u görmüş. Kalesinden, Çoruh Nehri’nden hasretle bahsetti. Bayburt’u çok sevdiğini ifade etti. Hemen Doktor Bey’le iki poz fotoğraf çekildik. Bize kartını verdi. Bizi Tebriz’de evine davet etti.

Özür dileyip, zamanımızın kısıtlı olduğunu, artık bugün itibariyle bu saklı tarih sayfasının gün yüzüne çıkıp inşallah bundan sonra Bayburdilerle Bayburtluların arasında kopmaz bir sevgi bağının oluşacağını belirttim. Dr. Behruz Bey de Bayburt’a ve Bayburtlulara hasret dolu selamlarını gönderdi. Tekrar görüşmek dileğiyle vedalaşıp ayrıldık.

Eher Saat KulesiGerek Süleymani Bey, gerek Dr. Behruz Bey, benim duyduğum heyecanı duymaktaydılar. Beş yüz senelik hasretlik bitiyordu.

İşte bu sevinç ve heyecanla Celal Beylerin köyüne devam ettik. Celal Beyin babası Tebriz Belediyesi’nden emekli olmuş, emekli olduktan sonra köyüne üç kilometre mesafede yüz büyük baş hayvanlık bir dam yapıp, yanına da iki göz güzel bir yapı yaparak hanımı ve evli diğer oğlu ile burada yaşamaktaydılar. Büyük şehirlerde yaşayanların daima özlemini duyduğu müthiş bir tabii güzellik vardı. Etinden, yumurtasından, balından, sütünden, yoğurdundan, her şey tabii idi. Yine annesi, babası, kardeşi ve gelinleri bizi emsalsiz bir misafirperverlikle karşıladılar. Hemen sofrayı kurup tadına doyamadığımız nefis İran yemekleri yedik. Ailece çok hoş sohbetler edip, kalmamız için çok ısrarlarına rağmen vedalaşıp gece saat on birde köyden ayrıldık. Gece karanlığında tekrar Eher’den geçerken Bayburt ile Eher’in kardeş şehirliğini, Bayburdiler’in ve Bayburtluların inşallah bundan sonra oluşturacakları birliği beraberliği hayal ettim. 

 

Bu sevinçli haber artık bana her şeyi unutturmuştu. Belki bir iki gün daha Tebriz’de kalıp Bayburdiler hakkında daha detaylı bilgiler edinebilirdim; fakat Bayburdiler’in Bayburtlu olduklarını öğrenmiştim ya, şimdilik bu bilgi benim için paha biçilmez değerdeydi. Kısmet olursa artık bundan sonra fırsatını buldukça İran’a gidip bu konuda araştırmalara devam edecektim.

Bayburt'a dönüş...

Evet, Bayburt tarihinde saklı bir sayfa açılıyordu. Bayburt tarihini yazacak olanların artık bundan sonra bu tarihe Bayburdiler’i de katmak zorundaydılar. Hem öyle bir tarih ki, beş yüz senelik bir birikime sahip tarih. Bayburt tarihi açısından hazine değerinde olan bu saklı kalmış tarihte kim bilir ne bilgiler, ne belgeler, ne hatıralar saklı. Bu birikimin öyle bir iki kitapla geçiştirilebilecek bir konu olmayıp, hatta ciltler ve kütüphaneleri dolduracak bir konu olup, bizden sonra gelen nesiller de devamlı üzerinde çalışacaktır.

Bayburt Üniversitesi’nin kurulup eğitime başlaması ile bu Bayburdiler konusunun gün yüzüne çıkmasını İlâhi bir tevafuk olarak görüyorum; dolayısıyla bu konuda Bayburt Üniversitesi’ne çok büyük görevler düşmektedir. Bayburt Üniversitesi, bünyesinde; “Bayburdiler’i Araştırma Merkezi” kurup, saklı kalmış bu tarihi detaylarıyla en güzel bir şekilde gün yüzüne çıkartabilir. Aynı şekilde Bayburdili eğitim elemanları ve öğrencileri bünyesine katarak muazzam bir ortak çalışmalar gerçekleştirilip, “Bayburdiler’i Araştırma Merkezi” tarafından gerek Türkiye’deki, gerek İran’daki arşivler taranarak bu konuda kaynak eserler ortaya çıkartılabilir.

Bayburt Valiliği’ne büyük görevler düşmektedir. Bayburt Valiliği, Bayburdiler konusu çerçevesinde Tebriz Valiliği ile temasa geçerek, oluşturulabilecek ortak bir komisyonda; tarihi, kültürel, sosyal, ticari, eğitim ve akla gelebilecek her sahada işbirliğine gidilebilir.

Bayburt Belediyesi’ne büyük görevler düşmektedir. Belediyemizin en kısa zamanda Eher Belediyesi ile temasa geçip, Bayburt ile Eher’i kardeş şehir yapma girişimlerini başlatmalıdır. Dede Korkut Şenlikleri bu konuda müthiş bir fırsattır. Tebriz ve Eher’in resmi yetkilileri ile Bayburdiler’in ileri gelir şahısları bu şenliklere davet edilip onurlandırılmalıdır.

Aynı şekilde kültür, eğitim, sosyal, ticari kurumlarımız, işadamlarımız, sivil toplum örgütlerimiz ve derneklerimiz, ilişkilerin kurulup geliştirilmesi konusunda harekete geçmelidirler.

Yine en büyük görevlerden birisi de basınımıza düşmektedir. Bayburt’umuz açısından paha biçilmez değerdeki bu konuyu en güzel şekilde işleyerek her kesimden Bayburtluya ulaştırmalıdır. Yine bu çerçevede basınımız, Tebriz ve Eher’deki basın kuruluşları ile irtibata geçerek haber alışverişinde bulunmalıdır.

Yukarıda kısaca bahsettiğim faaliyetler eğer gerçekleştirilebilirse maddi mânevi her sahada Bayburt’umuzun büyük bir ilerleme kaydedip, maalesef iller bazında arka sıralardaki konumundan kurtulup ön saflara yükseleceği de muhakkaktır.

İşte bu güzel düşüncelerle adeta gönlümüz Tebriz’de kalarak 04 Ağustos 2010 Çarşamba günü sabah saat altıda Tebriz’den ayrılıp Bayburt’a hareket ettik. Çok şükür yine güzel bir yolculuk neticesinde öğlenden sonra saat beşte Bayburt’a vardık. Tebriz-Bayburt mesafesi de tam olarak yedi yüz kilometredir. Yani Bayburt-İstanbul mesafesi ile mukayese yaptığımızda İstanbul’dan beş yüz kilometre daha yakındır.

Konuyu Bayburt Belediye Başkanı H.Ali Polat'a arz...

Bayburt tarihi açısından bu büyük olayı artık Bayburtlulara duyurmaya sıra gelmişti. Bu konuda ilk önce Belediye Başkanımız Sayın Hacı Ali Polat Bey’i haberdar etmek üzere 23 Ağustos 2010 Pazartesi günü öğlen saatleri civarında belediyeye gittim. Başkanımız makamında yoktu. Özel kalem müdürüne konuyu anlatıp, çarşıda olduğumu, başkanımız geldiğinde beni haberdar etmelerini rica ettim. Çarşıda gezerken yarım saat sonra telefonum çalıp, başkanımızın beni beklediğini söylediler. Hemen konuyu arz etmek üzere başkanımızın makamına çıktım.

İçeri girdiğimde başkanımız heyecanla makamlarından kalkıp beni ayakta karşılayarak buyur etti. Ayrıca makamda Şair ve Yazarlar Derneği Başkanı Sayın Eyüp Görgülü Bey ile Tedaş’ta müdür olan Sayın Şinasi Köklüce Bey de vardı. Onlar da heyecanla anlatacaklarımı beklemekteydiler.

Kendimi tanıtıp, Bayburdiler konusunu anlattım. Başkanım ve diğer arkadaşlar çok büyük bir ilgi ve heyecanla beni dinliyorlardı. Başkanım: “Her yere göç etmişiz de İran’ı ilk defa duyuyorum!” dedi. Evet, bu konunun orijinal ve Bayburtlularca bilinmeyen bir konu olduğunu, bu sebeple de konu başlığını; “Bayburt tarihinde saklı bir sayfa. İran’ın Eher Şehri’ndeki Bayburdiler (Bayburtlular)” koyduğumu; kısmet olursa ilk önce bu konuda bir makale, daha sonra da bir kitap yazacağımı belirttim.

Muhammed Rıza Süleymani Bey’den bahsettiğimde de hemen Süleymani Bey’in telefonunu not aldılar. Eher’de Dr. Behruz Bayburdi ile çekildiğimiz fotoğraflar, Dr. Beyin kartı ve Eher Saat kulesinin fotoğrafını gösterdim. Bu fotoğraflara da ilgi ile baktılar.

Daha sonra başkanımıza, arzu ederlerse şimdi Süleymani Bey’i arayıp görüşebileceklerini söylemem üzerine hemen santralden Süleymani Bey’i bağlamalarını söyledi ve biraz sonra da telefon bağlanıp, Süleymani Bey’le görüştüler.

“Hemşerim nasılsınız?” diye samimi bir şekilde başlayan görüşmede başkanımız; benim gelip Bayburdiler konusunu kendilerine anlattığımı; dolayısıyla çok mutlu olduklarını belirterek Bayburdiler konusunda Süleymani Bey’den bilgiler aldı. Bayburt’ta Temmuz’un üçüncü haftasında Dede Korkut Şenlikleri olduğunu belirterek: “Keşke o aşamada tespit etseydik de oradan bir ekip davet etseydik


Bayburt’a. Burada sizi konuk etseydik. Artık seneye inşallah. Şöyle yapalım; siz orada araştırma yapın, Kasım Bey de burada araştırma yapıyor. Bu konudaki bilgileri birleştirip ortak bir kaynak eser çıkaralım. Bizden sonra bu işi araştıranların elinde bir kolaylık olsun. Ben müsait zamanda sizi ata toprağınıza davet ediyorum. Gelin burada bir Çoruh havası alın. Bir tanışalım. Bizim de müsait zamanımız olursa memnuniyetle geliriz oraya. Ama önce siz gelin, siz buyurun ata dede toprağınıza. Ben orda birkaç arkadaşımızı beraberce davet ediyorum. Buyurun misafirim olun. Oradaki hemşerilerime Bayburt’tan selam söyleyin.” diyerek telefon konuşmasını bitirdi.

Süleymani Bey’le konuşmasından sonra başkanımız; Süleymani Bey’in şimdi orada araştırma yaptığını belirterek bu bilgileri birleştirmemizi talep etti. Ayrıca memnuniyetini ifade edip; siz bu konuyu araştırın; bizim üzerimize de ne düşerse yapmaya hazırız diye ekledi. Ben de başkanımıza teşekkürlerimi iletip, araştırmalarıma devam ettiğimi, inşallah en kısa zamanda Bayburdiler ile ilgili yazımı hazırlayarak yayınlatacağımı söyledim. Başkanımız aynı şekilde beni makamından kalkarak kapıya kadar yolcu etti.

Böylece Bayburt Belediye Başkanımız Sayın Hacı Ali Polat Bey ile Sayın Muhammed Rıza Süleymani Bey’in yapmış oldukları az önceki telefon görüşmesi ile resmi manada Bayburdiler ile ilk temas sağlanmış oldu. Evet, bu tarihi temas ilerde Bayburt tarihini ve Bayburdiler konusunu yazacak olanlar için bir milat niteliği taşıyacaktır. Yani beş yüz sene önce Bayburt’tan İran’ın Eher Şehri’ne göçmüş olan Bayburtlular ile beş yüz sene sonra gerçekleşen ilk temastır.

Daha sonra Bayburdiler konusunu, Bayburt tarihi ve kültürü hakkındaki kitaplarını ve yazılarını zevkle okuduğum Sayın Eczacı Ahmet Aker Bey’e anlattım. Ahmet Bey de Bayburdiler konusunu ilk defa duyup çok heyecanlandı. Bayburt tarihinde Emâni adında Bayburtlu bir şairin çok eski tarihlerde İran’a göçtüğünün bilindiğini fakat ne zaman niçin göçtüğünün bilinmediğini, muhtemelen Emâni’nin de bu Bayburdiler’den olabileceğini söyledi.

Daha sonraki araştırmalarımda Ahmet Bey’in bahsettiği Bayburtlu şair Emâni’nin izine aşağıda da bahsi geçecek olan Faruk Sümer’in, Safevi Devletinin Kuruluşunda ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü kitabında rastladım. Evet, Bayburtlu şair Emâni de bu Bayburdiler’den idi. Ayrıca Ahmet Bey bu görüşmemiz sırasında Bayburt tarihiyle ilgili güzel bir kitabını Süleymani Bey adına imzalayarak ona iletilmek üzere bana verdi.

Bayburt Belediye Başkanımız Sayın Hacı Ali Polat Bey’in de ifade ettiği gibi, Süleymani Bey’in orada, benim de burada Bayburdiler konusunda araştırmalar yapmamıza sıra gelmişti. Araştırma süreci doğrultusunda çeşitli tarihlerde Süleymani Bey’le birçok telefon görüşmeleri yaptık. Konuların gelişimine göre Süleymani Bey’e sorular sorup gerekli cevapları aldım. İlk telefon görüşmemizde Süleymani Bey; Bayburt bizim memleketimiz sayılır; Eher de sizinmemleketiniz sayılır. Biz kardeşiz. Müslümanlar hep kardeştir diye duygularını ifade etti.

Süleymani Bey’e Bayburdiler konusunun Bayburt’ta büyük bir heyecanla karşılandığını, bu konuda hazırlayacağım yazıyı sabırsızlıkla beklediklerini, dolayısıyla şimdi kendisinden gerekli bilgi ve dokümanları beklediğimi belirttim. Sağ olsun Süleymani Bey de; elinden gelen yardımları yapacağını, zaten bu çalışmaları kendimiz için yaptığımızı ve hemşeri olduğumuzu belirterek: “O gün sizi göremedim. Sizi ben Tebriz’de misafir ederdim. Annem Bayburdiler’in en yaşlı şahsiyetidir. Aynı binanın bir katında da annem oturuyor. Bende Eher’deki köylerin Bayburdilere nasıl verildiğine dair bir takım belgeler var. Onların fotokopisini size verirdim.” dedi. İnşallah ilerde bütün o belgeleri kendisinden alacağımı söyledim.

Daha sonra Süleymani Bey’e; Bayburt’tan göç etmek zorunda kalan bu Bayburdiler’in Bayburt’un yerli halkı olup olmadıklarını sormam üzerine; bunların Bayburt’un yerli halkı olup Osmanlı’ya karşı Safevilerin safında yer aldıklarını, Safevilerin yenilmesi üzerine de İran’a kaçtıklarını, kalabalık bir grupla İran’a gelen bu Bayburdiler’in, Şah İsmail tarafından izzet ikramla karşılanarak Eher Nehri’nin güney kısmından Meşkinşehr’e kadar olan bölgenin bunlara tahsis edilip, Eher’in yerli halkı olmuşlar. Şah’ın son dönemdeki yenileşme hareketleri sırasında da İran’ın başka bölgelerine dağılmışlar. Yani Bayburdiler’in Bayburt’tan göçlerinden sonraki merkezleri Eher olmuş. Bayburdiler’in o dönemlerdeki komutanlarından İkinci Kara Han Sultan’ın mezar taşı da şu anda Eher Müzesi’nde olup, ölüm tarihinin de bu mezar taşında kayıtlı olduğunu, bu mezar taşının fotoğrafını da bana göndereceğini söyledi.

Peki, şu anda İran’daki herhangi bir Bayburdiye; sizin bu Bayburdi soyadınız nereden geliyor diye sorduğumuzda bize ne cevap verirler diye sormam üzerine Süleymani Bey: “Türkiye’de bir Karadeniz Bölgesi var -Karadeniz Bölgesi biliyorlar genelde, Erzurum’a bağlı değil- Karadeniz Bölgesi’nde bir Bayburt var, küçük bir şehir, Rize’ye yakın. Oradan gelmedir.” diye cevap verirler dedi.

Daha sonra Süleymani Bey’e, Bayburdiler’in önemli şahsiyetlerini sordum.

Şu anda Tahran’da muayenehanesi olup, İran’ın en büyük onkolog doktorlarından İsa Bayburdi’nin olduğunu; kırk sene önce Lübnan Üniversitesi’nde doktora yapıp, tarım, sulama ve barajlar konusunda büyük bir ilim adamı olup, konuşmaları devamlı İran Televizyonu’nda yayınlanan Memmed Bayburdi’nin olduğunu; Eher’de uzun süre kaymakamlık yapıp daha sonra Sari Şehri’nde iki dönem milletvekilliği yapan ve yüz yaşına kadar uzun bir hayat sürüp 2005 yılında vefat eden dayısı Ebulfeth Han Bayburdi’nin olduğunu; ayrıca bu dayısının kırk yıl önce yazmış olduğu “Bin bir Atasözü” adında bir kitabı da olup bu kitabın kendisinde bulunduğunu; şimdi emekli olan Tebriz Başsavcısı Hamdullah Bayburdi’nin adlarını sayarak, şimdi burada sayılarla ifade edilemeyecek kadar çok doktor, mühendis, bürokrat gibi ileri gelir Bayburdiler’in olduğunu, bu konuda daha detaylı bilgiler edinip daha sonra ileteceğini söyledi.

Bayburtlu İkinci Kara Han Sultan’ın Eher Müzesi’ndeki mezar taşı...Süleymani Bey ayrıca, on yıl önce Bakü Televizyonu’ndan gelip annesi ve vefat eden dayısı ile röportaj yaptıklarını, röportaj konusunun da Bayburtlular ve Türkler olduğunu belirtti. Süleymani Bey’e çok teşekkür ederek gerekli bilgi ve belgeleri beklediğimi söyledim. Sağ olsun o da bu konuda araştırmalara devam edeceğini söyledi.

Süleymani Bey’le yaptığım ikinci telefon görüşmesinde Süleymani Bey, İran’da tarih okuyup Türkiye’de de uzun seneler kalmış olan dayısının oğlu Tehmures Bayburdi’yi yanına çağırıp ondan Bayburdiler konusunda bilgiler alıp, yine ondan “Eresbaran Tarihi” kitabı ile “Eher Eski Bir Şehirdir” adlı kitapları aldığını, bu kitaplarda da çok fotoğraflar olup, bu kitaplardaki bütün bilgileri derleyip bana göndereceğini belirtti.

Daha sonra Süleymani Bey’e, Bayburt’a hangi tarihlerde geldiğini ve neler hissettiğini sordum. Süleymani Bey, ticari bir iş dolayısıyla Trabzon’a giderken 1996 yılında Bayburt’tan geçmiş. Tabii Bayburt’u gördüğünde çok duygulanıp hayalinde eski zamanlara yolculuk yapmış. Süleymani Bey, nezaretindeki yedi tır kamyonu ile ana cadde üzerindeki bir lastikçide mola verip araçlarının lastik işlemlerini yaptırmışlar.

O esnada da lastikçi Bayburt Belediye Başkanı ile telefonda konuşuyormuş. Süleymani Bey, lastikçiye: “Belediye Başkanı burada olsaydı benim de konuşacaklarım vardı.” demesi üzerine lastikçi: “Ne konuşacaktınız?” diye merak edip sormuş. Süleymani Bey de: “Benim atam dedem de Bayburtluydu. Burada atalarımın dedelerimin kokusunu alıyorum.” diyerek büyük bir duygu seline kapılıp, lastikçiden bütün ihtişamı ile görülmekte olan Bayburt Kalesi’ni seyre dalıp, Eher’in meşhur şairlerinden Abbas Bariz’in şu dizeleri dilinden dökülmüş:

Bir çıkaydım bu kalanın başına.
Bir bakaydım geçmişine yaşına.
Bir göreydim neler gelmiş başına.

İşte bu müthiş duygu seli içinde adeta kendisinden geçip tarihin derinliklerinde yolculuk yaparken: “İşimiz bitti; gitmiyor muyuz?” sesiyle kendisine gelmiş ve yine bu duygu seli içerisinde yoluna devam etmiş. Süleymani Bey, şu anda da Türk televizyonlarında Bayburt’u gösterdiklerinde çok duygulandığını, İran’da bütün Bayburtlular televizyonda Bayburt’u seyrettiklerinde hep duygulandıklarını da ilave etti.

Daha sonra Süleymani Bey’e Eher’deki Bayburdiler’in nüfusunun ne kadar olduğunu sordum.

Eher’de Bayburdiler’den pek kalan olmadığını, olsa olsa beş yüz-altı yüz kişi ancak kaldığını, fakat Tebriz’de iki-üç bin kişi kadar Bayburdinin olabileceğini belirterek; Eher’de Şumşvar ve Kalabaşı Köyleri’nde Bayburdiler’in olup, Kalabaşı Köyü’nün dedesinin köyü olduğunu ve bu köydeki tapuların kendisinde olup bunların fotokopilerini de bana verebileceğini söyledi.

Daha sonra Süleymani Bey’e, temas kurup bilgi alabileceğim ve hissiyatlarını sorabileceğim Bayburdiler’i bana tanıtmasını rica ettiğimde ise, biraz önce bahsettiği dayısının oğlu tarihçi Tehmures Bayburdi’yi hatırlatıp, Bayburdiler konusunda en önemli ve tarihi bilgileri ondan alabileceğimi, Tehmures Bey’in telefonunu bir dahaki görüşmemizde bana vereceğini belirtti. Ayrıca şu anda Tahran’a bağlı Kerec İlçesi Belediye Başkanı olup, kendisinin de en yakın arkadaşlarından birisi olan Hikmetullah Bayburdi ile de görüşebileceğimi; kendisini arayıp konuyu ileteceğini; yine önemli Bayburdi şahsiyetleri hatırladıkça bana ileteceğini söyledi.

Süleymani Bey ayrıca; o gün Belediye Başkanı zahmet edip aradılar. Sağ olsunlar. Bizler çok mutlu olduk diyerek hislerini İranlı büyük şair Şehriyar’ın Bakülüye yazmış olduğu şu şiiriyle ifade etti:

“Açmışım asırların bağlı kalan yollarını.
Bulmuşum yüz sene gurbetteki kardeşlerimi.
Toplanın şenlik edek, yüzyılın bayramıdır.
Sil gözümden bu yüzyıldan beri gözyaşlarımı."

İşte bizim bu buluşmamızın da bu şiirdeki ifadelere uyduğunu belirterek Belediye Başkanımız Sayın Hacı Ali Polat Bey’e hürmetlerini iletmemi söyledi.

Ben de Süleymani Bey’e teşekkürlerimi iletip, kendisine Bayburt ve bütün köylerini resimlerle anlatan, Sayın Feridun Hacıhasanzade Bey’in hazırladığı “Her Yönüyle Bayburt” adlı güzel bir kitap aldığımı, kısmet olursa bu kitabı kendilerine takdim edeceğimi söyledim.

Muhammed Rıza SüleymaniSüleymani Bey’le yaptığım üçüncü telefon görüşmesinde, bir önceki telefon görüşmemizde bahsetmiş olduğu dayısının oğlu Tehmures Bayburdi Bey’in telefon numarasını almak için Süleymani Bey’i aradım. Hal hatırdan sonra Süleymani Bey, Tehmures Bey’in telefon numarasını vererek, Tehmures Bey’in 10 sene kadar önce bu Bayburdiler konusunu araştırmak üzere Ankara’ya gitmiş olduğunu belirterek, o sıra bir milletvekili arşivde araştırma yapması için kendisine yardımcı olacakmış. Fakat o gün bu milletvekilinin bir işi çıkıp Tehmures Bey’e yardımcı olamamış ve o da mecburen İran’a geri dönmüş.

Şimdi ise benden bir ricası olup, Bayburdiler hakkında yazacağı kitap için Osmanlı arşivlerinden o döneme ait bilgileri talep ediyormuş. Numaramı da kendisine vermiş. Tahran’dan döndükten sonra beni arayacakmış. Bayburdiler konusunda beraber bir araştırma yapmamızı çok arzu ediyormuş.

Benim de en büyük arzumun Bayburdiler konusunu araştırmak olduğunu belirterek; Osmanlı arşivlerinin İstanbul ve Ankara’da olduğunu, fakat benim Erzurum Atatürk Üniversitesi Tarih Bölümü ve Kütüphanesi’ne giderek bu konuda gerekli araştırmaları yapacağımı, Tehmures Bey’in kendisi ile görüştükten sonra gerekli girişimleri başlatacağımı söyledim.

Tarihçi Tehmures Bayburdi ile ilk görüşmem…

Ramazan Bayramı’nın üçüncü günü olan 11.09.2010 Cumartesi günü bayramlaşmak üzere önce Süleymani Bey’i arayıp bayramlaşarak daha sonra da Tehmures Bayburdi Bey’i aradım. Hal hatırdan sonra: “Tehmures Bey, bak ben seni Bayburt’tan arıyorum ha!” dediğimde Tehmures Bey’in telefondaki sevincini ve heyecanını anlatamam. Tehmures Bey’in çok sevimli bir konuşma tarzı vardı. O da beni arayacakmış. Hemen İran’a ne zaman geleceğimi sordu. Kısmet olursa yedi-sekiz ay sonra gelebileceğimi belirterek: “Biliyorsunuz ben İran’a, Eher’e geldim. Bayburdiler’i tanıdım. Bayburdiler bizim Bayburt’tan gitmişler; bunu öğrendim. İnşallah bu hususta güzel çalışmalar yapacağız. Bir kitap hazırlayacağız.” dediğimde Tehmures Bey; kendisinin de bu konuda çok notları olduğunu, benimle görüşmek istediğini belirtti.

Tehmures Bey’e; şimdi daha çok bayramlaşmak için kendisini aradığımı, inşallah Erzurum’a dönünce arayıp daha detaylı görüşebileceğimizi belirterek birbirimizin ev telefonlarını aldık.

Tehmures Bey’e: “Bayburt’a hiç geldiniz mi? Geldiyseniz neler hissetiniz?” diye sormam üzerine Tehmures Bey; beş-altı sene önce Bayburt’a geldiğini, insanın öz vatanına geldiği hissiyatı hissettiğini söyledi.

Gerek daha önce Süleymani Bey ve Dr. Behruz Beylerin dile getirdikleri Bayburt’a karşı duydukları hissiyatı, gerek şimdi Tehmures Bey’in söylemiş olduğu; insanın öz vatanına geldiği hissiyatı hissettim cümlesi, İran’daki Bayburdiler’in, belki de biz Bayburtluların her zaman kalbimizin müstesna bir yerinde taşıdığımız ve her zaman kavuşma imkânı bulabildiğimiz Bayburt sevgisinden daha fazla Bayburt sevgisi ve hasretliği çektikleri anlaşılıyordu.

Tehmures Bey on sene önce bu Bayburdiler konusunda araştırmalar yapmak üzere Türkiye’ye gelmiş fakat Osmanlı Arşivi’ne gidememiş. Oraya gitmeyi çok arzu ettiğini belirtti.

Ben de inşallah bayramdan sonra Erzurum Atatürk Üniversitesi’ne gidip Tarih Bölümü Hocaları ile görüşeceğimi; Bayburdiler ile ilgili bir bilgi belge olup olmadığını araştıracağımı; eğer bu konuda bir bilgi elde edebilirsem kendilerine ileteceğimi; onların da oradaki bilgileri bana iletmelerini belirterek; bu konuyu Bayburt Belediye Başkanı’na da ilettiğimi; buradaki Bayburtluların şimdiye kadar Bayburdiler’den haberdar olmadıklarını; ilk defa şimdi Bayburdiler’den haberleri olup çok sevindiklerini; geçenlerde Belediye Başkanı Sayın Hacı Ali Polat Bey’in, Süleymani Bey’i arayarak telefonda konuştuklarını; Bayburt’ta Temmuz ayının üçüncü haftası yapılan Dede Korkut Şenlikleri’ne seneye kendilerini davet ettiklerini söyledim. Tehmures Bey de, bütün bunları Süleymani Bey’in kendisine anlattığını, çok memnun olduğunu belirtti.

Daha sonra Tehmures Beye; şu anda Bayburdiler hakkındaki yazımı yazmaya başladığımı, tabii bu yazının bir belgeye, vesikaya da dayanması gerektiğini, kendilerinden belgesel nitelikteki vesikaları beklediğimi, bu vesikaları elde eder etmez öncelikle bu yazımı Bayburt’un mahalli basınında yayınlayıp, kısmet olursa daha sonra da bu konuyu detaylarıyla bir makale ve kitap haline getirmek arzusunda olduğumu, yani beş yüz sene sonra ilk defa olarak saklı kalmış bu tarih sayfasının aralanacağını, bu konuda değerli katkılarını beklediğimi söyledim.

Sağ olsun Tehmures Bey de benim duyduğum heyecanı duymakta olup; zaten kendilerinin Çaldıran Savaşı’ndan sonra Bayburt’tan göçüp İran’a gelmiş olduklarını beyan etti. İnşallah artık bundan sonra bu hasretlik bitip, Bayburt’unuza, dolayısıyla hemşerileriniz olan Bayburtlulara kavuşup bu beş yüz senelik hasretliğin biteceğini belirttim.

Erzurum A.Ü. Eğitim Fakültesi Tarih Bölümü ziyaret…

Şimdiye kadar Bayburdiler konusunda elde ettiğim bu şifahi bilgilerin bir belgeye de dayanması gerekiyordu. Sağ olsunlar her ne kadar Muhammed Rıza Süleymani Bey, Tehmures Bayburdi Bey ve Dr. Behruz Bayburdi Bey’den edindiğim bu şifahi bilgiler neticesinde Bayburdiler’in Bayburtlu oldukları kesin idiyse de bu şifahi bilgilerin belgesel nitelikteki bilgilerle de desteklenmesi gerekiyordu.

İşte bu belgelere ulaşabilmek için 13.10.2010 Çarşamba günü Erzurum A.Ü. Eğitim Fakültesi Tarih Bölümü’nü ziyaret ettim. Ziyaret sırasında Sosyal Bilgiler Bölümü’nden Prof. Doç. Dr. Ali Sinan Bilgili Bey, Tarih Bölümü’nden Doç. Dr. Selahattin Tozlu Bey ve Yrd. Doç. Dr. Hasan Şahin Bey’i sırasıyla ziyaret edip Bayburdiler konusunu anlattım.

Hocalarım, bu Bayburdiler’in adlarından da belli olduğu gibi Bayburtlu olup Bayburt’tan gitmiş olduklarını; bu konunun şaşılacak bir şey olmayıp, Osmanlılar ile Safeviler arasında yapılan savaşlarda özellikle iktidar mücadelesi ve mezhebi temelden kaynaklanan sebeplerle Anadolu’nun birçok yerinden Safevileri destekleyip, İran’a çok göçlerin olduğunu söyleyerek bana bu konuda, Faruk Sümer’in; “Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü” adlı kitabını önerdiler. Hocalarıma teşekkür edip daha sonra bu kitabı inceledim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bayburdiler konusunda belgesel nitelikli ilk kaynak…

Faruk Sümer’in; “Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü” adlı kitabında Bayburdiler’in Bayburtlu oldukları konusu şüpheye hiç yer vermeyecek şekilde kayıtlıydı. Kitapta o dönemdeki bütün tarihi olaylar detaylarıyla yer alıyordu. Tabii burada o tarihi olaylara değinecek değiliz fakat bizi ilgilendiren Bayburdiler konusuna geçmeden önce kitabın “Sonuçlar” bölümündeki şu bilgileri vermemiz o döneme ışık tutması açısından faydalı olacaktır:

Kitapta sonuçlar bölümünde; Safevi Devleti’nin Anadolulu göçebe ve köylü Türkler (Türkmenler) tarafından kurulduğunun açık olduğu; bu Anadolulu kurucu unsurun Şeyh Cüneyd tarafından hazırlanıp ve oğlu Şeyh Haydar tarafından da köklü bir şekilde teşkilatlandırıldığını; Şah İsmail’in ise Anadolu’ya gelip bu unsurun başına geçerek Safevi devletini kurduğu belirtilmektedir.

Yine sonuçlar bölümünde; Safevi Devleti kurulduktan sonra da uzun bir zaman, bilhassa insan gücü bakımından Anadolu’dan beslendiği; devletin gelişmesinin de bu unsur sayesinde mümkün olduğunu; devleti kuran ve devam ettiren bu Türk unsurunun İran’ın Fars halkı ile karışıp kaynaşmayarak varlığını zamanımıza kadar devam ettirdiği belirtilmektedir.

Bayburdiler, Faruk Sümer’in bu kitabında iki yerde şu satırlarla anlatılmaktadır:

BAYBURTLU (Sayfa-107)

“Tahmasb’ın ölümü esnasında Bayburtlu Kara Han, devletin kuruluşunda rol oynayan Karaca İlyas’ın oğlu olup, Şuregel Valisi idi. Kara Han Beğ (1577-1578) yılında Erzurum Beğlerbeğisine mensup kuvvetleri mağlup etmeye muvaffak olmuştu.”

BAYBURTLU (Sayfa-194)

“Bayburt’un, Erzurum Vilayeti’ne bağlı tarihi bir şehir olduğu malumdur. Bu yöre halkından mühim bir topluluğun, Karaca İlyas’ın idaresinde, Safevi Devleti’nin kuruluşuna katıldığını görmüştük. Şah Abbas’ın yakınlarından Yasavul-i Sohbet Şah Verdi Beğ Bayburtludan idi. Mamafih Şah Verdi Beğ, Sultan Muhammed zamanında da bu görevde bulunuyordu. 1614’te öldüğü zaman varislerine epeyce bir servet bırakmıştı. Şah Abbas’ın ölümü esnasında ise Bayburtlu Murat Han Sultan Arasbar Valisi idi. Bu tarihten itibaren Bayburtlular bu yörede yerleşmişlerdir. Bugün ora halkının bir kısmının onların torunları olduğu anlaşılıyor. Sâdıki bize, Türkçe de şiir söyleyen bu oymaktan Emâni mahlaslı Mehmet Beğ’den bahseder.”

Yine bu kitabın çeşitli sayfalarında Safevi Şahları’nın dönemleri ve Bayburtluların liderleri ile ilgili şu bilgiler yer almaktadır:

ŞAH İSMAİL DEVRİ  (1501-1524)

-Şah İsmail Anadolu’ya geçip Erzincan’da müritleri ile buluşmak gayesiyle Gilan’dan ayrıldı. Erivan bölgesindeki Çukur Sa’d bölgesine geldi. Buradan Dokuz Ulam mevkiine varıldığında Bayburtlu Karaca İlyas’ın buyruğundaki bir kısım Anadolulu sofular şeyhlerinin huzuruna geldiler. Yoluna devam eden İsmail, Kağızman ve Erzurum’dan geçip Tercan’a, sonra onun güneyindeki Saru Kaya yaylağına ulaştı. (1500) (Sayfa 17-18)

-İsmail, Temmuz-Ağustos 1501 yılında Erzincan’dan ayrıldı. Buyruğunda takriben yedi bin kişilik bir kuvvet vardı. Hedef Şirvan ülkesi idi. … Dönüşte Pasin Ovası’na gelindiğinde Hâdim Beğ kumandasında Gürcistan’a bir kuvvet gönderilerek bazı yerler yağmalandı. Şuregel yöresinde bir kalenin sahibi olup, evvelce Bayburtlu Karaca İlyas ile yanındakilerin eşyalarını yağmalamış olan Menteş adlı bir emir tedib edildikten sonra, ünlü Koyun Ölümü Geçidi’nden Kür Irmağı geçilip Şirvan’a girildi. … (Sayfa 20)

-Şah İsmail ve Akkoyunlu Elvend 1501 yılı Temmuz ve Ağustos aylarında Nahcivan havalisindeki Şurûr mevkiinde karşılaştılar. Elvend, sayıca ve silahça üstün bir durumda olmasına rağmen Safevi Şeyhi’ne yenildi. Bu savaşta İsmail’in emirleri arasında Bayburtlu Karaca İlyas da vardı. (Sayfa 21)

ŞAH TAHMASB DEVRİ (1524-1586)

-Tabmasb’ın ölümü esnasında Bayburtlu Kara Han, devletin kuruluşunda rol oynayan Karaca İlyas’ın oğlu olup, Şuregel Valisi idi. Kara Han Beğ, 1577-1578 yılında Erzurum Beğlerbeğisine mensup kuvvetleri mağlup etmeye muvaffak olmuştur. (Sayfa 107)

ŞAH ABBAS DEVRİ (1587-1628)

-Şah Abbas’ın yakınlarından Yasavul-i Sohbet Şah Verdi Beğ Bayburtludan idi. Mamafih Şah Verdi Beğ, Sultan Muhammed zamanında da bu görevde bulunuyordu. 1614’de öldüğü zaman varislerine epeyce bir servet bırakmıştı. Şah Abbas’ın ölümü esnasında ise Bayburtlu Murat Han Sultan Arasbar Valisi idi. Bu tarihten itibaren Bayburtlular bu yörede yerleşmişlerdir. Bugün ora halkının bir kısmının onların torunları olduğu anlaşılıyor. Sâdıki bize, Türkçe de şiir söyleyen bu oymaktan Emâni mahlaslı Mehmet Beğ’den bahseder. (Sayfa 194)

İşte bu kitapta geçen yukarıdaki satırlarla da Bayburdiler’in Bayburtlu oldukları belgesel olarak kanıtlanmış oluyordu. Bu kitabı incelediğim sırada da sağ olsun Süleymani Bey, yukarıda bahsi geçen Faruk Sümer’in kitabında da kaynak olarak gösterilen, Süleymani Bey’in merhum dayısı Albay Hüseyin Bayburdi’nin yazmış olduğu “Eresbaran Tarihi” kitabının Bayburdiler ile ilgili bazı sayfalarının fotokopisini gönderdi. Buradaki bilgilerden de Bayburdiler’in Bayburtlu oldukları yine belgesel olarak kanıtlanıyordu.

Ayrıca Tarih Bölümü’nü ziyaretim sırasında sağ olsun Yrd. Doç. Dr. Hasan Şahin Bey, öğrenciliği sırasında edindiği, İstanbul Üniversitesi eski öğretim üyelerinden merhum Prof. Dr. M. Cenab Şahabettin Tekindağ Bey’in, 1970 yılında teksir olarak basılan, “Yeni Çağ Tarihi Ders Notları” kitabını çıkararak, konumuzla ilgili olan 34. sayfasındaki, “Osmanlı-Akkoyunlu Münasebetleri (Fatih- Uzun Hasan)” başlığı altında kayıtlı olan şu satırları not aldım:

“…. Şurasını belirtelim ki, Uzun Hasan, Otlukbeli Savaşı’nı müteakip Anadolu’da kendisine bağlı boy ve oymaklardan, Ustacalu, Rumlu, Musullu, Tekeli, Bayburtlu, Çapanlı, Karacadağlı, Karamanlı, Varsak, Avşar ve Kaçarları İran’a götürerek Doğu Anadolu’da Türkmenlerin azalmasına sebep olmuştur ki, Safeviler sonradan bu Türkmenler’e istinat etmek suretiyle devlet ve tarikatlarını kuracaklardır.”

Tabii bu elde ettiğim vesikalara dayalı ilk bilgilerdi. Bayburdiler’i tanıtma amaçlı bu yazı için de şimdilik yeterli olacağı kanaatindeyim. Kısmet olursa ileriki aşamada gerek kendi arşivlerimizde, gerek İran arşivlerinde bu konu ile ilgili gerekli çalışmalar yapılıp, daha detaylı bilgiler elde edilecektir.

Yine bu beş yüz senelik süreç içerisinde Bayburtlular İran’da parlak bir geçmişe sahip olup, bu parlak geçmiş şu anda da Süleymani Beyler gibi değerli Bayburdi şahsiyetlerle ileriye taşınmaktadır. İnşallah bu yazının yayınlanması ile birlikte de İran’daki bu Bayburtlu hemşerilerimiz ile irtibatımız sağlanıp, beş yüz senelik hasretlik bitecek ve omuz omuza birlikte ilerleyeceğiz.

Tabii Bayburdiler hakkındaki bu yazımız İran’daki Bayburdiler ile Bayburtluları bir tanıştırma yazısıydı. Kısmet olursa ben her ne kadar bundan sonra Bayburdiler’i araştırıp onlarla ilgili haberleri, bilgileri bu sayfalar vasıtasıyla siz değerli Bayburtlulara ulaştıracak olsam da; yukarıda belirttiğim gibi, valilik, belediye, üniversite, basın kuruluşlarımız, sivil toplum örgütlerimiz, derneklerimiz gibi bütün resmi ve sivil kuruluşlarımız ile halkımıza büyük görevler düşmektedir. Bayburtlular ve İran’daki Bayburdiler için müthiş bir heyecana sebep olduğunu müşahede ettiğim bu konunun inşallah layık olduğu şekilde gerekli ilgiyi göreceğinden eminim.

 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
Rasime pamukc TuncelBaBa 1 yıl önce

Ata sehrimle ilgiliyim seviyorum eskiden taninmis ailesindeni yaziniziokudum guzeldi insall amaciniza uasrsiniz tebrikler İzmirden selamlar

Misafir Avatar
ali 2 yıl önce

Tarihi bir gerçeği anlatmaq ıstıyorum şah ısmayıl sefevı o dönemlerde erdebil şehrinden gelib eher ve tebriz şehrindeki sünni mezhebleri öldürübler hetta eherde bır yer var adı kanli göl ve tebrizde de kanli mescıd deyılilir ve o sebebden adlandırılmıştır o insanlardan bazileri osmanliya kaçmişlar o taraften de osmanlilar bayburtdaki şiye mezhebleri öldüriyordilar ve onlar bu yuzden irana kaçmişlar ve sefevi şahi onlari ağirlayb eher şehrinde yerleştirmiştir
Bütün bu cnayetleri sefevi ve osmanli şahlari sadece bi ünvan edip yapmişlar hal bu o ki hahimlerin inançi olsaydı o cnayetleri yapmazdılar ve insanlari yerinden didergin salmazdılar
Şimdi bazıları heç bir şey bilmeden o didergin düşmüş insanlari sulalamaklari doğru değil

Misafir Avatar
bir insan 2 yıl önce

ben iran azerbaycanindan eherliym siye mezheb ve azeriym.bu makaleni yazan ne amacla yazipsa bilmiyorum ama yorumlar gosterir ki hala insanlar geride kaliblar. bunu demek istiyorum ki insanlik ve musulmanlik dil le olkiye ve siye veya suni olmakliga bagli degil ve eher de yasayan o kulturli insanlari bos kafayla mahkum etmek dogru degil.ayrica soyad dil veya mekan insana kisilik vermez soyad ne oloursa olsun bayburdi yerine eheri olsun ne fark eder.demek ki bu kafayla 100 yil geride kalmisiz.onemli olan Allahi ve peygemberi kurani tanimak ve emel etmek gerisi muhum degil.

Misafir Avatar
Kahraman 2 yıl önce

Keşke mezhepleri ehli sünnet olsalardıda bu asırlık hatalar olmasaydı ne geri dönülmez kayıp dile kolay 500 senedir Peygamber Efendimiz'in sünnetine karşı gelmek ne büyük yanılgı. Gelde bu insanları Ehl-i Sünnet olmaya davet et. Biz daha buradakilere bunu söyleyemezken İranlı Bayburtluları bu kültüre nasıl davet edeceğiz. Demem o ki hemşehri olmak değil asıl mesele, asıl mesele din ve iman kardeşliğidir. Koskoca Osmanlı Bu şia bidati için kalkıp soydaş kardeş demeden savaş açmışsa demekki bu hafife alınacak bir ayrılık değil. Ama ben yinede burdan İran'daki Bayburtlu hemşehrilerime sesleniyorum zararın neresinden dönersek kardır şuuruyla gelin ömrünüz geri kalanını sünnet ehli olarak geçirin. Gelin Bayburtunuza ehli sünnet kültürünü öğrenmek istiyoruz bize öğretin deyin. Emin olun kardeşleriniz bu isteğinize coşkun bir muhabbetle muamele bulunacaktır.

Misafir Avatar
bayburtlu zozik 2 yıl önce

şunu belirteyim baştan bende en az sizin kadar heyacanlanmıştım taki bunların osmanlıya karşı safavilerden olup savaşmalırını okuyuncaya kadarmış heyacanım bunu fark ettim ki bir bayburtlu asla vatanına ihanet edemez yazık olmuş onlara osmanlı gibi bir vatanı terk etmişler çok yazık

Misafir Avatar
Ottomans 2 yıl önce @bayburtlu zozik

aynen kardeşim duygularıma tercuman oldun ne zamanki osmanlıya karşı timurun safına geçtiler yazan yeri okudum hayel kırıklığına uğradım bir bayburtlu olarak utandım ama bir yandanda osmanlıya ihanet etmeyen bayburtlu atalarımla gurur duydum ruhları şad olsun onlar boşuna kendilerine bayburdiyim demesin bırakın mecusi perslerle tehr şehrinde asimile olsunlar nede olsa hain atalarının kanını taşıyorlar

Beğenmedim (0)
Misafir Avatar
cengiz ural 3 yıl önce

Emeğinize sağlık,bir Bayburtlu olarak çalışmalarınız ile iftihar ettim.Umarım bu uğraşılarınız Bayburdilere heyecan ve akıl verirde,İranlılara değil Türk milletine ait olduklarını hatırlatır.

banner268