banner164
Kalem ve fırça aynı insanın elinde olursa; o insan bakmayı, görmeyi, çizmeyi, yazmayı, sezmeyi, yorumlamayı biliyorsa, nitelikli ürünler çıkması kaçınılmaz olur.

Nuran Güler’i ben ressam yönüyle bilirdim, sonra şiirleri çıktı karşıma sosyal medyada. Şiirin zor beğenilisi olan ben, beğendim onları.

Ve şimdi bir kitabı çıkageldi bu değerli yerdeşim Hanımefendi’nin. Kitabın kapağında Nuran imzalı bir resim, içi de o imzaları taşıyan resimlerle süslü. Kuşe kâğıda pırıl pırıl renkli baskılı bir kitap.

Şiir ve resim… Birbirini çoğaltan, güzelleyen, birbirini daha çekici biçimde sunan iki sanat. Nuran Güler’in ressamlığının şiirine bu bağlamdaki yansımaları kendini hemen ele veriyor. Şairin izleklerinden yakalıyoruz bunları: Mevsim ve doğa genellikle... Ve imgeleri de bu izleklerden esin almış: Sonbahar, ilkbahar, yaz, güneş, çiçek, böcek, kuş, gölge, ağaç… Ve renkler… Tuvale yansıdığı ölçüde ve tonda, şiirine de yansımış Nuran Hanım’ın…

Kimileri resmi şiire ya da şiiri resme katıyor (hatta karıştırıyor da), Nuran Güler’inki öyle değil, şiir de resim de olması gereken yerde ama birbirleri ile iletişim ve etkileşim durumundalar.

E artık ara vereyim kitabı anlatmalara, şiirinden örnek verelim şairimizin. “Deniz ve Şiir” diyelim. Benim en beğendiğim şiir bu oldu bu kitaptan:

“mavi bir şiir yaz bana deniz
nasıl gökyüzü ile göz göze geldiniz
uzaklarda çok uzaklarda
nasıl birleşti elleriniz?

beyaz bir şiir yaz bana deniz
ne zaman dalgalarınla kıyıda dans ettiniz
kayalarda sarp kayalarda
kime ne dediniz hangi şarkıyı dinlettiniz?

kırmızı bir şiir yaz bana deniz
neden yakamozlarınla dolunaya şarap içirdiniz
akşamlarda mor akşamlarda
neden kanıma girdiniz?”



Ve 12. sayfada bir Eylül şiiri… Aslında Eylül şiirleri birkaç tane, hatta birisi “Eylül 1980” adını taşıyor ama ben 12. sayfadaki Eylül şiirini daha çok sevdim: 

“güz mü dediniz
eylül mü dediniz
bu yüzden mi dökülmekte mısralarım
o halde her akşam üstü
o salaş şiirhaneye uğramalıyım
o hüzzam şarkıyı dinleyip
sigaramı dumanlamalıyım
şiirhaneci bir şiir daha verir misiniz
içine bir dilim limon
iki nar tanesi
bir tutam özlem katmalıyım
taze hüzün getirmiş deniz
tatmalıyım”

E artık tadılır öyle değil mi? Nuran Hanım, hüznü de seviyor ve şiirine sık sık da katıyor. Bu katmada ölçünün etkisi yok, bir el lezzeti görüyoruz. Hüzün Konaklarına da götürüyor bizleri:

“geçmiş zamanların
beşibiryerde durakları
akşamüstleri
karanlıkla aydınlığın kavuşma anları
buluşup ayrılmalar

anlar

zamanın öğüttüğü 
hüzün konakları”

“Kan Revan”ı, “Gül Revan”a ancak bir şair çevirebilirdi. Çevirmiş Nuran Güler:

“bu umut sonu görünmeyen bir kervan
meydanlar gül revan
meydanlar gül revan”

Evet, gül revan meydanlarda buluşalım, şiirde ve resimde daha büyük başarı ve açılımları yakalamasını dileyelim Nuran Hanım’ın.

Bu özel baskılı kitap satışta mı bilmiyorum, çünkü bir yayınevi tarafından yayımlanmamış. Edinmek isteyenler için iletişim adresini vereyim: nurangulermft@gmail.com 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
Perihan Karagören 4 gün önce

Eylul,hüzünlü bir ay olsa da ancak böyle sevdirilebilir.Kendisini tanıyor olduğum için kivançliyim.

Misafir Avatar
Nilgün Dayıcıoğlu 4 gün önce

Sevgili Arkadaşım Nuran'ın duyguları hem kalemiyle,hem de furçasıyla ne güzel ışıklandırıyor bu sıkıntılı zamanlarımızı.
Sağol,ellerine yüreğine sağlık Nurancım